HER-Günlükler…

Oldum olası severim günlük okumayı. Hayran olduğum ve ilham aldığım kişilerin filtresiz düşünceleri ve gündelik hayatlarını meraktan kaynaklanıyor bu ilgi. Düzenli olarak günlük tutmayı çok isteyip pek beceremediğim için belki de. Okuyarak ve her gün burada farklı yazarların, sanatçıların günlüklerinden seçkileri paylaşarak bu alışkanlığı kendi rutinime dahil etmeye karar verdim.

Günlük ya da Nurullah Ataç’ın deyişiyle ‘Günce’ ler, herhalde edebiyatta en samimi, kayıtsız ve şeffaf yazın türü. O an yazılan o an yaşanan olaylar, duygular, düşünceleri içerir hem de çoğu kez tarihsel belge niteliğindedirler. Aylar ve yıllarca verdikleri emek sonunda oluşturdukları eserlerini beğendiğimiz, örnek aldığımız, ilham veren sanatçıların hayatlarından kesitler bunlar.

Nisan Ayı için ilk paylaşım Stefan Zweig’in 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında tuttuğu dokuz günlükten derlenen ‘Günlükler’ isimli eserinden. Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan uzun bir süre sürgün hayatı yaşayan Zweig’ın hüzünlü hayatından kesitler bunlar. Yaşadığı çalkantılı günlerin duygusal tanıklığı.

Sizin de ilham almanız dileğiyle.

Yazar bu satırları yazdığı sırada 1913 yılı Nisan Ayı, Paris’te ki son günlerini yaşar, sonra Salzburg ve Viyana’ya hareket eder.

24 Nisan – Hızlı ve iyi bir yolculuktan sonra öğlen Salzburg’a vardık; burayı ilk kez yağmursuz görüyorum, berrak bir gökyüzü, canlı, renkli, aydınlık bir kentle karşı­laşıyorum. Mirabeli’in yeni yeşermiş, sevimli bahçesinde biraz dinlendikten sonra Bahr’ın evine gittim: Uzakta ki Arenberg Sarayı’nın bir katında oturuyor. Geniş, harika bir oda, duvarlardaki kitaplar adayı çerçeveliyor, bizdeyse sıkış tepiş dururlar, bütün odaya hakim geniş bir masa, dinlenebileceğimiz derin koltuklar; Bahr, kır saçlı ve uzunboylu, dost tavırlı, bakışları ve volkan gibi püsküren söz­leri pek ürkütücü değil, görünüşü aydınlık ve etkileyici, adımlan geniş. Anılarla dolu bu kentte böylesine bir bah­çeye sahip olmaktan duyduğu sevinci anlatıyor bana; ba­basının büyükbabası burada ava yardımcısı olarak çalış­mış, kansını manastırda bulmuş, on dört yaşındayken bekaretini kaybetmiş ve evlenmiş. Bahr’a Rolland’ın sela­mını getiriyorum, koyu bir sohbete dalarak Hellbrunn’ agidiyoruz. Nasıl da anlatıyor bu adam! Hayatı nasıl da anılarla yüklü, nasıl da her yana yayılmış, dağılmış bir ha­yat, nasıl da iyilikle dolu şimdi! Bana Kainz’dan söz edi­yor (bu arada annesi ölüm döşeğindeyken olan o hikayeyi de anlatıyor, kadıncağız fiyat sormuş), Wagner’den, kansı Cosima’ dan da söz ediyor; Cosima’nın dahice, politik tarzına ( sorulardan ustaca kaçabilmesine) hayran. Lucka’nın kitabından büyük övgüyle söz ediyor, o kitapta kendi gül­dürüsünden izler bulmuş, aşkın keşfedilmesi ve karşı cin­se duyulan sempatiyle karıştınlması konusu gibi; bu bizi erotik konularda uzun uzun tartışmaya götürüyor. Anla­şılan Johannes Müller’in Bahr üzerinde derin etkileri ol­muş: Vejetaryen olmuş, kendini çok iyi hissediyor şimdi.Ibsen hakkında da çok hoş bir öykü anlattı: İtalya’nın Ro­ma kentinde geçen korkunç bir olaydan sonra devamlı resmi giyinmeye, dakik olmaya başlarmış, buna benzer birbiçimde amcalarından biri de savurganın (taşra ölçülerin­de) biriyken ansızın tutumlu biri kesilivermiş. Neler de anlatır bu Bahr; Hofmansthal’den (fahişe öyküleri anlatırken, Hofmansthal salona giriverince herkes sus­muş), Mahler’den, Wolf’ten ve en çok da Burckhardt’tan söz ediyor. Çok iyi anlaşıyoruz, sabahın l ‘i olduğunda -demek tam on saat konuşmuşuz- yavaş yavaş tren istas­yonuna yollanıyorum, sağ salim eve varıyorum.

25 Nisan- Hava harika olduğu için key­fim yerinde. Eşyalarımı düzenledim, Grünecke ziyareti­me geldi, E’nin “Syphilis”i konusunda şaşırtıcı şeyler söy­ledi bana, hayrete düştüm. Çalışmam için hiçbir eksik yok, hemen başlayabilirim. Arzum yerinde, bu arzuyu sürdürebilecek gücüm tam değil. Ama denemeliyim.

26 Nisan- 1 Mayıs- Kısa romanım üzerinde ça­lışıyorum, ağır ama iyi gidiyor; elyazısı koleksiyonu ko­nusunda bir deneme yazıyorum. Günler aydınlık ve pı­rıl pırıl geçiyor. Sık sık Schönbrunn’ a gidiyorum, zih­nimdeki alışıldık düşünceler beni yine pençelerine aldı.Hayal kırıklığıyla başan duygulan iç içe geçmiş durum­da. Kimseyi görmedim sayılır. Gördüğüm kadarı yetti de arttı.

Bu gönderiyi paylaş.

Etkili Kitap Okuma Yöntemi

Kitap okumak aktif bir eylemdir. Kitap, makale ya da hikaye okurken okuduklarımızı daha çok hatırlamak bilinçli bir çaba gerekir. Gerekli malzemeler:

1- Dikkat dağıtıcılar içermeyen bir zaman aralığı.( 15 dk da olabilir, 3 saat de) 2- Kitap 3- Kurşun kalem 4- Post-it veya işaretleyiciler ( opsiyonel) 5- Bir defter

Kitap okurken içindeki bilgilerin aklımızda kalması ve okuduklarımızdan en etkin öğrenme, etkileşim veya fayda sağlamak için bir kalem ile beğendiğimiz cümlelerin altına çizip, kitap üstünde not almak, zihnimizde de o bilgiyi pekiştirmeyi kolaylaştırır. Ben ister bir roman, hikaye okuyayım ister kurgu dışı bir kitap fark etmez, kitabın her tarafına notlar almayı seviyorum. Hatta çok beğendiğim cümleleri, esprileri, belirtilen kaynakları, faydalı bilgileri not aldığım defterlerim var. Kitap romansa, her okumaya ara verdiğimde sevdiğim karakterleri, mekanları, objeleri, atmosferi not alıyor bazen de hayal edip çiziyorum. Bütün bunları öncelikle okumanın hakkını vermek için yapıyorum çünkü artık herşeyin fırsat maliyeti çok yüksek. Zaman çok kıymetli, kitap okuyorsam, bu, o sürede başka bir şey yapmaktan fedakarlık ediyorum demektir.

Okuma bize nasıl fayda sağlar?

Okumak keyifli bir zaman geçirmek yanında bir şeyler öğrenmeyi, sözcükleri görsellere dönüştürmeyi, hayal etmeyi, kurgusal karakterlerle empati kurmayı, tarihsel ve kültürel içeriği tanımayı, okuduklarımız ile bildiklerimizi eşleştiren bilişsel bir süreci ve hikayenin dönüm noktalarını tahmin etmeyi içerir. Okuma zekamızı geliştirmenin de bir yoludur.

Maryland Üniversitesi’nden Mark Turner, insan zihninin edebi olduğunu ve okuma ile beynin kendini düzenlediğini söyler. Parçaları zihnimizde birleştiriyoruz, bir çok öğeyi yan yana getirip anlamlandırıyoruz. Bildiğimiz bir hikayeyi başka biri ile karşılaştırdığımızda beynimizi de çalıştırıyoruz. Hafızamızı kuvvetlendiriyoruz.

Duygusal zekamızı geliştirir. Kendimizin ve duygularımızın farkına varma ve onları kontrol etmek için bir kılavuz görevi görebilir. Duymaktan hoşlanacağımız şeyleri okumayı daha fazla severiz. Öyle ya da böyle hikayeleri kendi ilkelerimiz bağlamında değerlendiririz. Okuduklarımız mutlaka olaya karşı bir tutum almamızı gerektirir. Kısmen bize bildiklerimizi hatırlatır, önemli bulduğumuz şeyleri yeniden düşünmemizi sağlarlar. Stanford Üniversitesi’nden Charlotte Linde’e göre, öyküler bizim benlik duygumuzu, kim olduğumuzu ve nasıl o insan haline geldiğimizi ifade eder.

Son olarak Marcel Proust’un dediği gibi;

Okuma süreci içinde her okuyucu aslında kendini okur. Yazarın ürettiği yapıt bir optik araç görevini görür yalnızca. Böylece okuyucu, o kitabı okumadan belki de asla farkına varamayacağı şeyler keşfeder kendi içinde. Okuyucunun, okuduğu kitap sayesinde kendi kendinin bilincine varması, kitabın gerçekliliğinin kanıtıdır.

Can Sıkıntısı ve Başarı İlişkisi

Sıkılmayı genelde olumsuz olarak değerlendirilme, mutsuzluk ve tembellikle ilişkilendirme eğilimindeyiz. Sözlükte ‘Sıkıntı’; ‘işsizlik, tekdüzelik, bezginlik gibi sebeplerden doğan olumsuz his’olarak tanımlanır. Yani başarının ön koşulu olan çok çalışma, meşgul olma, verimlilik ve mutlu olma halinin tam tersi. Ancak son zamanlarda yapılan bazı araştırmalar sıkıntının yaratıcılığa olumlu bir etki yaptığını gösteriyor.

University of Central Lancashire’da psikologlar Sandi Mann ve Rebekah Cadmanın yaptığı çalışmada, 2 ayrı grup oluşturularak ilk grup kontrol grubu olarak belirlenmiş ve onlara önce herhangi bir görev verilmemiş. Diğer gruba sayfalarca telefon rehberi kopyalamak gibi sıkıcı bir görev verilmiş. Bu görevin ardından iki grubun da örneğin bir plastik bardak ya da tuğlanın olası kullanım şekillerini yazmaları istenmiş. Her seferinde sıkıcı bir iş ile uğraşan grup listesinin diğer grubun listesinden çok daha fazla ve yaratıcı olduğu görülmüş. Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nde pisikologlar Karen Gasper ve Brianna Middlewood da yine benzer deneyi oluşturdukları gruplara uygulamışlar ve aynı sonuca ulaşmışlar.

Canımız sıkıldığı zaman sonuçlarını iki şekilde görürüz.

1- Monoton bir iş yaparken zaman fazla yavaş geçer. İnsan canı sıkkınken geçmeyi reddeden zamanı ve kendisine rahatsız edici derecede yakın olduğunu hisseder ve kendi kendini düzenleme mekanizmasının sonucu adeta şöyle haykırır ‘ Şimdi bir şeyler yap!’ Bu oto-kontrol mekanizması uyarı görevi görür zamanımızı verimli işlere yönlendirmemize motivasyon sağlar.

2- Sıkıldığımız bir şey yaparken psişik enerjimizi fazla kullanmadığımız için başa şeyler düşünmeye veya hayal kurmaya başlarız. Bilinçaltımız devreye girer. Nöro-psikologlara göre sıkıcı bir iş yaparken normal zamana göre beynimizin daha fazla noktası aktive olur. Bu şekilde zihindeki eski anılar hatırlanır, eski deneyimler ve öğrenilenler ile bağlantılar kurulur. Bunlar hayal gücünü, pratik düşünme ve yeni fikir oluşumunu ve sonuçta başarımızı tetikler.

Evde, işte her şeye ucu ucuna yetiştiğimiz için sıkılacak bir vakit bulamıyoruz zaten diye düşünebilirsiniz. Ama her fırsatta modern teknoloji imdadımıza yetişir, e-posta kontrolü, sosyal medya hesapları veya oyun oynayarak bu olası boşlukları doldururuz. En azından benim için her hafta telefonuma gelen ekran süresi raporlarına göre son zamanlarda bu aktiviteler için telefonum ile paylaştığım zaman miktarı pek parlak değil.

Sonuçta hiç boş zamanım yok demek yerine şu akıllı cihazları bir süre kendimizden uzaklaştırarak arada sıkılmak için kendimize fırsat tanımak denemeye değer.

Sıradan Şeylerin Güzelliği, Sanatın Anlamı ve Proust.

Böyle zamanlarda okunacak kitapların başında gelir ‘Kayıp Zamanın İzinde’. Kitap o kadar uzun ki Proust’un kardeşi şöyle der kitabı bitirdiğinde; ‘ Bunu okuyabilmeleri için insanların ya hasta olmaları ya da bacaklarını kırmaları gerekiyor.’

Vurgulamak istediğim şey Proust’un düşünce şekli. Kitap serisi sıradan, basit şeylerin güzellemesi gibi. Hayatının çoğunu odasında geçirmiş birinin yazdığı, bizi hayatın sıradanlığı ile barıştırmaya adanmış eser, trende kitap okumak, araba sürmek, baharda çiçekleri koklamak, gün ışığındaki değişimleri ve denizi seyretmek gibi günlük hayattaki büyülü şeyleri anlatır. Anı yaşamak, her şeyin farkında olmak ve hissedilen duyguların tasviri daha ne kadar ayrıntılı ( evet bazen biraz sıkıcı) ve etkili belirtilebilir bilmiyorum. Yazara göre mutlu olmanın en kestirme yolu hayata bir sanatçının gözüyle bakarak basit şeylerden haz almayı öğrenmekir. Hayatta sahip olunan ve gözardı edilen şeylere verilen bu değer ona göre sanatın ve sanatçının da temel amacını oluşturur.

Bazı anlarda çok güzel olmasına karşın hayatımızı ıvır zıvır bir şey gibi görme nedenimiz, yargılarımızı alışkanlığımız gereği, hayatın somut yönlerini bırakıp çok farklı ama içinde hayat barındırmayan başka imgeleri, başkalarının hayatlarını düşünerek yani yaşamımızı aşağılayarak oluşturmamızdır.

Sanatçılar işte bu yüzden önemlidir. Onlar bize hayatın aslında ne kadar güzel, karmaşık ve hayranlık verici olduğunu hatırlatarak can sıkıntımızı ve nankörlüğümüzü dağıtırlar. Eserlere bakarken duygularımız tekrar uyanır, genelde fark etmediğimiz binlerce şey dikkatimizi çekmeye başlar. Bir süreliğine biz de onun kadar zeki ve hassas oluruz.

Marcel Proust
The Milkmaid, 1658, Vermeer
Waterglass and Jug, 1760, Jean Chardin

Vermeer, Chardin gibi ressamların en mütevazı anları mükemmel bir şekilde detaylandırıp, bizim gözlerimizi dünyaya nasıl açtıklarını, bize dünyayı nasıl sevdirdiklerini anlatır.

Her şeyin, her hangi bir limonun bile güzel olabileceğine, çevremizdekileri takdire, her nesneye doğru değeri vermeye inanır. Hayal gücünün önemine işaret eder.

Arkadaşı Marcel Duplay, Proust’un uyuyamadığı zamanlarda okumaktan en çok hoşlandığı şey bir tren tarifesiydi diyor. O, tarifeyi pratik nedenlerle okumuyordu. Bir tren saati Paris’ten hiç ayrılmamış bir adam için fazla önem taşımıyordu. Tarifeyi daha çok taşra yaşantısını anlatan ilgi çekici bir romanmış gibi okuyordu. Yalnızca tren istasyonlarının adları bile, onun hayal gücü için yeterli malzemeydi. İstasyon adlarından yola çıkarak yaşamlar kuruyor, köylerdeki aile dramlarını, yerel yönetimlerdeki açıkgöz memurları, tarlalardaki yaşantıyı kafasında çizebiliyordu.

Bu karantina ortamında yaşadığımız endişe ve belirsizlikle beraber günlük ve sosyal hayatımızda yaptığımız bir çok şeyin daha bir farkına vardık, sıradan, basit deneyimlerin önemini hissettik. Bundan sonra belki gerçekten hayatlarımızı şimdiye kadar olandan biraz farklı yaşayacağız. Biraz daha yavaşlayacak ve hayatımızı gözden geçireceğiz. Hissettiklerimizin, duygularımızın farkında olmakla beraber düşüncelerimize de düzen vermemiz gerekecek. Sahip olduğumuz sıradan şeylerin farkındalığı ile sanatı hayatımızdaki mutluluğu artırmaya araç olarak kullanmak için Proust’a kulak vermek gerekecek belki de..

Kaynaklar; Swan’ların Tarafı, Marcel Proust, Proust Yaşantımızı Nasıl Değiştirebilir, Alain De Botton, The Life&Work of Marcel Proust, Neville Jason

Ne Yapıyorsak Oyuz… Meetup, Yaratıcı Deneyimlerde buluşalım..

Meetup, grupların ve etkinliklerin oluşturulmasını sağlayan sosyal bir platform. Sloganı çok anlamlı:

Biz ne yaparsak oyuz..

Burada oluşturduğum Yaratıcı Deneyimler, kişiselleştirilmiş deneyimler, bilişsel ve sosyal becerileri geliştiren workshoplar içeriyor.
Bu etkinliklere kendini etkili bir şekilde ifade edebilmek, ilham perisini bulmak, yeni fikirler üretmek, yeni bir beceri geliştirmek ve verimliliğini artırmak isteyen herkes katılabilir.
Etkinliklerde hem elleri hem de beyni çalıştıracak; görsel alfabe ile basit çizim teknikleri, illüstrasyonlar, hikaye oluşturma, anlatma ve fikir fırtınası gibi aktiviteler yapacağız.

Üye olmak için aşağıdaki butona tıklayarak gruba ulaşabilirsiniz.

Gelin siz de yaşam boyu öğrenmeyi benimsemiş, üretmeyi ve paylaşmayı seven kişilerin arasına katılın.

Başarıya giden yolda iyi bir araç; gözlem.

Silikon vadisinde yenilikçi şirketler iş tanımları sadece gözlem yapmak olan ve çözüm yaratan kişileri istihdam ediyor. Sistematik gözlem yeteneği sayesinde sıfırdan iş kuran bir çok girişimci mevcut. Ya da yine iyi gözlem yeteneği sayesinde Cem Yılmaz gibi ün kazananlar. Gözlem herseyin başlangıç noktası.

Kutunun hem içinden, hem dışından bakarak çevremizdeki fırsat işaretlerini kolayca fark etmek, görülmeyeni görmek ve aktif bir gözlem alışkanlığı edinmek için ezber bozan 7 aktivite:

1- Herhangi bir yerde, evde, bir kafede, bir bekleme salonunda, ilk defa ziyaret ettiğimiz bir yerde 15 dakika boyunca telefonumuz ile ilgilenmeden etrafı gözlemek. Her türlü detayı inceleyerek, şekiller, renkler, sesler, yerleşim planı, insanlar, davranışları, beden dilleri vs. sıradan şeyleri fark edebilmek.

2- Merak iyi bir gözlemin çıkış noktasıdır. Okuduğumuz gazetenin farklı bölümlerine bakmak, takip etmediğimiz yazarları da arada okumak veya kitapçıda hiç bir ilgimizin olmadığı bir kitap ya da dergiye göz gezdirmek, hatta her ay farklı konuda bir dergi satın almak.

3- Bir resim veya fotoğrafı 6 dakika boyunca inceleyip görebildiğimiz her türlü detayı süre boyunca hiç durmadan not almak.

4- Etrafımızda bulunan bir objenin, aletin mümkün olduğu kadar ayrıntılı bir biçimde nelerden meydana geldiğinin listesini yapmak. Örneğin objemiz bilgisayar olsun, metal, kablo, çipler, plastik tuşlar, devre, elektrik ve bunun gibi bir çok ilgili detayı listeleyebiliriz.

5- Herhangi bir görsel, kitap kapağı, reklam, afiş vs bir kaç dakika inceleyin ve tasarımın detaylarını fark ederek anlamaya çalışın. Örneğin, tasarımın rengi, boyutu, materyali, konusu, neden böyle tercih edilmiş? Hangi cinsiyet kullanılmış? Hikaye nasıl anlatılmış? Fikir yürütün. Mümkünse bu aktiviteyi bir arkadaşınızla beraber yaparak sonuçları tartışın.

6- Bugün veya daha önce yaptığınız bir şeyi, yaşadığınız her hangi bir deneyimi düşünün.. Size ne hissettirdi? Tadı nasıldı? Nasıl kokuyordu? Bir anınızı canlandırdı mı? Daha önce ne zaman böyle hissetmiştiniz? Duygularınıza odaklanın.

7- Sürekli kullandığınız bir rotayı düşünün , örneğin ev-market, ofis-yemekhane, ve bir harita çizmeye çalışın. Yol boyunca neler var? Neler dikkatinizi çekmiş? Neleri hiç fark etmemişsiniz?

Sıradan şeylere hep farklı bir gözle bakın, hayal gücünüzü tetikleyin.
Gözlem yaratıcı düşünce sisteminin de en önemli başlangıç adımı. Bu sürecin ve bir çok çözüm adımının uygulamalarla deneyimlendiği Yaratıcı ve Yenilikçi Düşünce Atölyesi ile ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki butonu tıklayabilirsiniz.

Yaratıcı ve Yenilikçi Düşünme Sanatı

Digital work by ARZUENDAM, 2018

Yaratıcılık nedir? Neden bazı insanlar daha iyi fikirler, eserler, icatlar ortaya koyarlar? Sadece süper yetenekli oldukları için mi? Neden sadece bazı şirketler yaşantımızı değiştirecek ürünler tasarlarlar? Herkesten farklı yaptıkları şey nedir?

Üretim sürecine girip, ellerimi çalıştırdıktan beri, yaptığım işten keyif almak bir yana bir çok konuda daha önceki versiyonuma, örneğin bir beş yıl önceki halime göre daha fazla geliştiğimi hissediyorum. Sadece yaş alma ile birlikte oluşan bir tecrübe hali değil, pratik yapmaya devam ederken gözlem kapasitemin, düşünce şeklimin, yaratıcılığımın, olaylara bakış açımın değiştiğini söyleyebilirim. Görsel sanatlara olan merakım nedeniyle devamlı bu konuda bir araştırma ve öğrenme sürecinde içindeyim. Ve büyük sanatçıların tekniklerinden ziyade hep nasıl bir süreçle, hangi motivasyonla bu eserleri ortaya çıkardıklarını da anlamaya çalıştım. İlham aldıkları şeyler ve ritüelleri, kendim ve yaptığım bir çok şey için bana da ilham verdi, yol gösterdi.

İlk olarak, yaratıcı düşünce, ”Design Thinking” kavramı ile de 2014 yılında İstanbul’da düzenlenen AllDesign Tasarım Konferansı‘nda karşılaştım. Konferans katılımcılarından halen Amerika’da hayatını sürdüren endüstriyel tasarımcı Ayşe Birsel‘in ‘Design The Life You Love‘ workshop’u bazı şeyleri daha net görmemi sağlayarak farkındalığımı artırdı. Ufkumu genişletti. Daha sonra bu konu ile ilgili daha derin araştırmaya başladım. Bu sefer sanat dışında bir çok sektörden yaratıcı işler yapan başarılı bir çok insanın belli şeyleri sistematik olarak yaparak başarıya ulaştığını, yıllar boyunca bir çok psikolog, sosyolog ve sinir bilimcinin bu konuda yaptığı araştırmalarından öğrendim. Yapılan araştırmalar İkon haline gelmiş sanatçılar, bilim adamları, yenilikçi şirket patronları, kısacası kreatif bir iş ortaya koyan tüm insanların benzer bir düşünce yapısı olduğunu ve ortak bir metodoloji izlediklerini gösteriyor. İşte bu metodoloji ”Yaratıcı Düşünce‘ olarak adlandırılıyor.

Bir şey keşfetme, icat etme yani yaratıcılık özelliğini genelde yalnızca belli bir azınlığa aitmiş gibi kabul etme eğilimindeyiz. Halbuki yaratıcılık sadece sanatçılar, reklamcılar, müzisyenler, mimarlar için değil, iş insanları, ev hanımları, mühendisler, ebeveynler, öğretmenler, herkes için önemli. İngiliz Profesör Sir Ken Robinson‘a (herhalde gelmiş geçmiş en başarılı TED Talk konuşmacısı) göre hepimiz doğuştan yaratıcıyız, illa ki bir kitap yazıp bir icat yapmamız gerekmiyor. Günlük hayatta bu yaratıcılığımızı yani ‘pratik zeka’ mızı kullanarak bir çok problemi kolaylıkla çözebiliyoruz. Ancak ezbere dayalı aldığımız eğitim sistemi, günlük koşuşturmacamız, sorumluluklarımız, elimizdeki işi, ödevi bir an önce bitirme isteği, sürekli ilerisi için endişe içinde olma hali hayal gücümüzü çalıştırmamızı, yaratıcılığımızı kullanmamızı engelliyor.

Peki bu içimizdeki yeteneği nasıl daha iyi kullanabiliriz? Otomatik moddan çıkıp bunu nasıl işe yarar hale getiririz? İşte bu zihin hali ve süreçten ilham alarak kendi yaşantımızı, işimizi daha verimli kılmak mümkün. Sistem aslında çok basit, ancak uygulaması konfor alanımızdan biraz uzaklaşarak aktif bir deneyim, pratik dizisi gerektiriyor. Belli şeyleri daha farklı yapmak için biraz çabamızı gerektiriyor. Bu süreci hemen hemen her konuda kullanmaya çalışıyorum. Sürekli bir gözlem, anlama, deney, değerlendirme, öğrenme ve uygulama döngüsü içindeyim.

Yıllar boyunca fen okumuş, analitik karar verme, çözüm bulma süreci içinde çalışmış biri olarak bu sistemin çok da eğlenceli olduğunu söyleyebilirim.

Yaptığım araştırmalardan ve tecrübelerimden edindiğim bu bilgileri özetleyerek, süreci anlayıp farkındalığımızı geliştirerek günlük hayatımıza adapte etmek için çeşitli aktivitelerle harmanladığım bir workshop oluşturdum. Amacım çok sevdiğim bu muhteşem sistemi sürekli paylaşarak deneyimlemek. Çünkü bir araya gelerek bir şey üretmenin hayal gücünü geliştireceğine ve herkesin birbirinden öğrenecek bir şeyi olduğuna inanıyorum. Yaratıcı ve Yenilikçi Düşünce Atölyesi olarak adlandırdığım bu workshop ile detaylar aşağıda.

Eğer 2 Kasım Cumartesi İzmir’deyseniz, ilham alıp farklı bir şeyler yapmak isterseniz beklerim.

Katılmak veya detaylı bilgi için posttaki telefonu arayabilir ya da bana mail atabilirsiniz.

demirkayarzu@gmail.com

İlham Veren, Ufuk Açan Dergiler

Dijital bir evrendeyiz ama güzel tasarlanmış bir derginin verdiği haz bir ayrı bana göre. Aldığım bazı dergileri yıllarca saklamak gibi bir alışkanlığım var. Evimin salonunda dergiden kuleler baş köşededir. Arada şöyle bir karıştırıp zihnimi boşaltır, çoğunlukla yeni fikirler ile kaldığım yerden devam ederim.

Son yıllarda takip ettiğim vizyon değiştiren , ilham veren dergilerden bazılarını aşağıda derledim. Kağıdın dokusu, kokusu, derginin tasarımı, yazar ve içerik sağlayıcıların yaratıcılığı ve evrensel konuları nedeniyle hepsi çok değerli. Özellikle yabancı olanlar biraz bütçeyi zorlasa da bu harcamayı kendime bir yatırım olarak görmeyi tercih ediyorum.

MONOCLE

Global bir spektrumda içerikler mevcut. Dünyanın dört bir yanına yayılmış ekibi ve editörleri ile 2007’den beri yayın hayatına devam ediyor. Özellikle seyahat, perakende, tasarım alanında beslenmek için ideal. Online sitesinde de ilham verici videolar, podcast’lar mevcut. https://monocle.com

BONE

2007 yılından beri takip ettiğim Türkiye’de ki en vizyoner dergilerden. Tasarımı, konuları, özellikle seyahat alanında alternatif destinasyon ve özellikle alışveriş, yeme-içme ve konaklama konusunda fikirleri ön planda. Gündemde olan sergiler, konserler ile de güncel. O ayın ajandasını oluşturmadan bir göz atmak lazım. Tek handikapı abonelik sistemi ile satın alabiliyorsunuz. Online sitesinden abone olabilirsiniz. http://bonemagazine.com/tr

KINFOLK

Minimal ve sofistike tasarımı ile kreatif alanda çalışan kişilerin keyif alacağı bir life-style dergisi. Kopenhag’ta bir de galerisi var. Ayrıca çeşitli konularda kitapları ve dijital aboneliği mevcut. https://kinfolk.com

MILK

Aslında çocuk modası merkezli bir yayın. Yine de hem görsel, hem de sanat, tasarım, moda, dekorasyon ve çocuk ile ilgili içerikleri ile ilham veren bir dergi. Tam bir masa üstü kitabı. http://www.milkmagazine.net

ARTAM

Müzayede ve sergi düzenleyici Antik A.Ş.’nin aylık yayını. Sanat ile ilgili güncel sergiler, sanatçılar ile ilgili sizi güncel tutan, görsel açıdan da güzel bir dergi.


FT Weekend

Financial Times’ın hafta sonu gazetesi. Ekleri, özellikle Life&Arts ve arada verdiği dergi ilaveleri ile gündemin içinde kalmayı sağlıyor. 

%d bloggers like this: