HER-Günlükler…

Oldum olası severim günlük okumayı. Hayran olduğum ve ilham aldığım kişilerin filtresiz düşünceleri ve gündelik hayatlarını meraktan kaynaklanıyor bu ilgi. Düzenli olarak günlük tutmayı çok isteyip pek beceremediğim için belki de. Okuyarak ve her gün burada farklı yazarların, sanatçıların günlüklerinden seçkileri paylaşarak bu alışkanlığı kendi rutinime dahil etmeye karar verdim.

Günlük ya da Nurullah Ataç’ın deyişiyle ‘Günce’ ler, herhalde edebiyatta en samimi, kayıtsız ve şeffaf yazın türü. O an yazılan o an yaşanan olaylar, duygular, düşünceleri içerir hem de çoğu kez tarihsel belge niteliğindedirler. Aylar ve yıllarca verdikleri emek sonunda oluşturdukları eserlerini beğendiğimiz, örnek aldığımız, ilham veren sanatçıların hayatlarından kesitler bunlar.

Nisan Ayı için ilk paylaşım Stefan Zweig’in 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında tuttuğu dokuz günlükten derlenen ‘Günlükler’ isimli eserinden. Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan uzun bir süre sürgün hayatı yaşayan Zweig’ın hüzünlü hayatından kesitler bunlar. Yaşadığı çalkantılı günlerin duygusal tanıklığı.

Sizin de ilham almanız dileğiyle.

Yazar bu satırları yazdığı sırada 1913 yılı Nisan Ayı, Paris’te ki son günlerini yaşar, sonra Salzburg ve Viyana’ya hareket eder.

24 Nisan – Hızlı ve iyi bir yolculuktan sonra öğlen Salzburg’a vardık; burayı ilk kez yağmursuz görüyorum, berrak bir gökyüzü, canlı, renkli, aydınlık bir kentle karşı­laşıyorum. Mirabeli’in yeni yeşermiş, sevimli bahçesinde biraz dinlendikten sonra Bahr’ın evine gittim: Uzakta ki Arenberg Sarayı’nın bir katında oturuyor. Geniş, harika bir oda, duvarlardaki kitaplar adayı çerçeveliyor, bizdeyse sıkış tepiş dururlar, bütün odaya hakim geniş bir masa, dinlenebileceğimiz derin koltuklar; Bahr, kır saçlı ve uzunboylu, dost tavırlı, bakışları ve volkan gibi püsküren söz­leri pek ürkütücü değil, görünüşü aydınlık ve etkileyici, adımlan geniş. Anılarla dolu bu kentte böylesine bir bah­çeye sahip olmaktan duyduğu sevinci anlatıyor bana; ba­basının büyükbabası burada ava yardımcısı olarak çalış­mış, kansını manastırda bulmuş, on dört yaşındayken bekaretini kaybetmiş ve evlenmiş. Bahr’a Rolland’ın sela­mını getiriyorum, koyu bir sohbete dalarak Hellbrunn’ agidiyoruz. Nasıl da anlatıyor bu adam! Hayatı nasıl da anılarla yüklü, nasıl da her yana yayılmış, dağılmış bir ha­yat, nasıl da iyilikle dolu şimdi! Bana Kainz’dan söz edi­yor (bu arada annesi ölüm döşeğindeyken olan o hikayeyi de anlatıyor, kadıncağız fiyat sormuş), Wagner’den, kansı Cosima’ dan da söz ediyor; Cosima’nın dahice, politik tarzına ( sorulardan ustaca kaçabilmesine) hayran. Lucka’nın kitabından büyük övgüyle söz ediyor, o kitapta kendi gül­dürüsünden izler bulmuş, aşkın keşfedilmesi ve karşı cin­se duyulan sempatiyle karıştınlması konusu gibi; bu bizi erotik konularda uzun uzun tartışmaya götürüyor. Anla­şılan Johannes Müller’in Bahr üzerinde derin etkileri ol­muş: Vejetaryen olmuş, kendini çok iyi hissediyor şimdi.Ibsen hakkında da çok hoş bir öykü anlattı: İtalya’nın Ro­ma kentinde geçen korkunç bir olaydan sonra devamlı resmi giyinmeye, dakik olmaya başlarmış, buna benzer birbiçimde amcalarından biri de savurganın (taşra ölçülerin­de) biriyken ansızın tutumlu biri kesilivermiş. Neler de anlatır bu Bahr; Hofmansthal’den (fahişe öyküleri anlatırken, Hofmansthal salona giriverince herkes sus­muş), Mahler’den, Wolf’ten ve en çok da Burckhardt’tan söz ediyor. Çok iyi anlaşıyoruz, sabahın l ‘i olduğunda -demek tam on saat konuşmuşuz- yavaş yavaş tren istas­yonuna yollanıyorum, sağ salim eve varıyorum.

25 Nisan- Hava harika olduğu için key­fim yerinde. Eşyalarımı düzenledim, Grünecke ziyareti­me geldi, E’nin “Syphilis”i konusunda şaşırtıcı şeyler söy­ledi bana, hayrete düştüm. Çalışmam için hiçbir eksik yok, hemen başlayabilirim. Arzum yerinde, bu arzuyu sürdürebilecek gücüm tam değil. Ama denemeliyim.

26 Nisan- 1 Mayıs- Kısa romanım üzerinde ça­lışıyorum, ağır ama iyi gidiyor; elyazısı koleksiyonu ko­nusunda bir deneme yazıyorum. Günler aydınlık ve pı­rıl pırıl geçiyor. Sık sık Schönbrunn’ a gidiyorum, zih­nimdeki alışıldık düşünceler beni yine pençelerine aldı.Hayal kırıklığıyla başan duygulan iç içe geçmiş durum­da. Kimseyi görmedim sayılır. Gördüğüm kadarı yetti de arttı.

Bu gönderiyi paylaş.

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s