Günlükler- Salah Birsel’ Aynalar Günlüğü’ I

Salah Birsel 1919 tarihinde Balıkesir’de doğar. Ailesi yedi kuşak Izmir’li olan yazar, çocukluğu ve gençliğini İzmir’de geçirir. Yıllarca Karşıyaka Soğukkuyu’da oturur. Saint-Joseph Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde hukuk daha sonra felsefe okur. Daha çok aklın egemenliğinde deneme ve şiirleri ile öne çıkar. Ayrıca günlük kaleme alıp yayınlayan nadir Türk yazarlardandır. ‘Günlük’, ‘Yaşlılık Günlüğü’, ‘Aynalar Günlüğü’, ‘Gece Yarısı Mektupları’, ‘ Papağanname’ gibi bir çok günlük yapıtları yayınlanmıştır. Bu seride, Aynalar Günlüğü’ eserinden; 1986, 1987 ve 1988 yılları Mayıs Ayı’nda yaşadıklarından kesitleri eş zamanlı olarak okuyabilirsiniz.

1987

8 Mayıs Cuma- Raftan, çayım için bir yeşil bardak çekmiştim ki suratımı ekşittim. İki ay önce lacileri, kırmızıları itip yeşile döndüğüm halde bugün yine yeşili bıraktım, kırmızıyı aldım.

13 Mayıs Çarşamba- Bir beş yüz liralığın ( numarası C650866255) İzmir Saat Kulesini gösteren yüzüne birileri şunu yazmış: ‘ Bu paranın iki dakika sonra arkasını çevir.’ Arkasına bakıyorsunuz: ‘Aptal, iki dakika oldu mu?’ Kağıt paralar üzerinde ibadullahın yazdığı yazılar için bir kaç fiş çıkardığımı bildiğimden, onları bulmak için tüm dağarcığımı alt üst ettim. Yok, yok.

Yirmi yaşımdan beri okuduklarımdan, gördüklerimden bir sürü fiş çıkarmış, bir sürü not tutmuşumdur. Bunların kimileri defterlerde, kimileri de zarflardadır. Ama işte böyle, onlardan birini aradığım vakit yürümezden yük tutmak zorunda kalıyorum. Bu not alma işi Goncourt Kardeşlerle başlamıştır. Ama Andre Billy, onlardan çok önce, Balzac’ın buna el attığını yazar. Balzac’ın havadarlarından Auguste Fessart da onun için şöyle dermiş: ” Mösyö de Balzac’la konuşmak çok güç bir işti. Düşüncelerinizi bir bir saptar, işine gelenleri de cebinden çıkardığı bir not defterine kaydırırdı. Ürünün azlığına ya da çokuğuna göre buna, sonradan yayığa vurmak üzere’bal almak’ ya da ‘ambara yığmak’ adını verirdi. Yeni bir sözcüğe raslayınca da kahkahaları basardı.”

15 Mayıs Cuma– Kağıt paraların üstündeki yazılarla ilgili fişlerimi buldum.

Bir yüz liralıkta şu yazılı: ‘ 21 Kasım 1986, Çetin’in Manisa’ya gittiği gün. Bana vermişti.’

A14541627 numaralı bir yüzlükteyse şunlar var: ‘ Babaya hayırlı işler. Nuray başar. Avni Renan.’

Bir başka yüzlük ise büyük bir hesap yapılmış: Bir milyondan beş yüzbin çıkarılmış, böylece geri kalanın beş yüz bin lira kalacağı anlaşılmış.

C03048996 numaralı bir beş binlik de yine hesap işlerinde kullanılmış. Bir kooperatiften 71.000 çekilmiş ama ev parası 80.000 liraymış.

Nedir, en çok hoşuma giden yazı D 14798185 numaralı onlukta oldu: ‘ Bıktım şu tebeşir parasından’

10/B 73792612 numaralı bir başka onluk ise bir er türküsü çığırıyor:

Ben askere giderken- Çantamı bağlar mısın?- Ayrılık treni düdük çalarken- Peşimden ağlar mısın?

20 Mayıs Çarşamba– Notlarımı karıştırıyordum ki dost bir öğretmenin, Sadullah Gür’ün yıllar önce benim için yazıp verdiği bir dörtlüğe rastladım:

Yaman eleştirici SalahKalem onda bir silahDikkat et konuşurkenGiydirir sana külah

Bana övgüler çokluk okurlarımdan gelir. Çünkü onlarda çekemezlik, kıskançlık, dümeni kırıklık gibi çoğu yazarın boğazına sarılan zehirli ve hayın sarmaşıklardan hiçbiri yoktur.

1988

13 Mayıs Cuma- İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nin açık saçık bularak yok edilmesine karar verdiği Henry Miller’ın Oğlak Dönencesi adlı kitabı39 yayınevince yeniden basılmış. Basılır basılmaz da yine toplatılmış.

Kitap yasaklamakla, kitapların okurlara ulaşmasını engellemekle nereye varılmak isteniyor? Bu aynak ve oynak gidiş mutlu sonlar kapısının ipini çekmeye yarasaydı, kitap yakmayı bir yaşam ve politika biçimi sayan Naziler, şimdilerde yokluk ufkunun ardında itelenmiş olmazlardı.

Tarih satrancı kitaptan ve resimden korkan ve korkularını yenmek için onların lambasına üfleyen devlet benbencilerinin kötü renkli işleriyle doludur.

14 Mayıs Cumartesi– Kediseverlerin hemen hemen tüm kedilerin, öldüklerinde ölülerini insanların gözünden kaçırdıkları inancındadır. Gelgelelim Paul Leautaud günlüğünde, kedisi Riquet’nin son yolculuğunu kendi yatağında, yastığının üstünde verdiğini yazar. İstasyon Kahvesi’nde buluştuğum Behzat Ay da -ki o da yaman bir kedicidir- kedilerinin ölülerini hep hep gizli yerlerde bulduğunu açıkladı. ‘ Biri sanki onları oraya saklamıştı’.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s