Ruh Haline Göre Sanat: ”Zeitgeist ve Imza Stil Arası Dengeyi Bulmak

Ünlü Amerikalı sanat eleştirmeni Jerry Saltz bir keresinde şöyle der: ” Asla kendi şeridinde kalma. İstiyorsan stilini değiştir: tekniğini, yüzeyleri, malzemeleri, her ne istiyorsan değiştir. Bu konuda tutarlılık şart değil. Eğer insanlar size sadece kendi şeridinizde kalmanızı söylüyorsa, sizi geride tutmaya çalışıyorlardır. Ne yapmak istiyorsan onu yap ve iyi yap.”

Sanatla aktif olarak uğraşmaya başladığımdan beri bir derdim var. Meraklı olduğum için gerek galerilerde, müzelerde, gerek seyahatlerde gördüğüm sanatsal yenilikleri, teknik, trend ve stilleri hemen kendi perspektifim ile deniyorum. Bu da kendime has tek bir tarz, teknik vs. oluşturmamı imkansız kılıyor. Sanatçıların tarz ve stillerinin yıllar boyu geliştiğini ve nihayetinde ayırt edici bir özellik halini aldığını biliyorum. Kendimi tabi ki bir sanatçı olarak adlandırmadım, fakat, bu son on yılda hiçbir zaman tek bir stil ve teknikte kalamamak beni hep eksik hissettirdi. Bununla birlikte son bir yıldır, asıl önemli olanın bir imza stile sahip olmaktan çok orijinallik ve değişime ayak uydurarak zamanın ruhunu, kendi penceremden yansıtmak olduğuna inanmaya başladım. Şimdi bu teorimi size ispat etmeye çalışacağım:)

Sanatçılar ve onlara özgü imza stilleri, sanat dünyasında aslında yüzyıllardır tartışılan bir konu. Sanat tarihini incelediğimizde, eski ustalardan çağdaş sanatçılara kadar, onları emsallerinden ayıran kendine özgü bir dil, stil geliştirdiklerini görürüz. İmza stili kısaca, sanatçıyı diğerlerinden ayıran kendi görsel dili, kişiliğinin ve dünya görüşünün bir ifadesidir. Önemli olduğu nokta; bu stil, genellikle koleksiyonerler ve sanat kritikleri tarafından bir bakışta tanınır. Ancak günümüzün baş döndürücü hızla değişen dünyasında, sanatçıların kariyerleri boyunca gelişimleri acaba nasıl olacak? İmza stil sahibi olmanın önemi gelecekte devam edecek mi? Bir kısım futurist sanat eleştirmeni bu şekilde devam etmeyeceği görüşünde:

Böyle düşünmelerinin bir nedeni, teknolojinin ve dijital sanatın yükselişi. AI uygulamalarının ve dijital araçların ortaya çıkmasıyla, sanatçılar daha önce imkansız olan şekilde bir çok aracı aynı anda bir arada kullanarak çalışabiliyor, kolayca bir çok teknikte işler üretebiliyorlar. Bu imkan ve çalışma şekli, sonuçtan ziyade yaratıcı sürecin kendisine daha fazla vurgu yapılmasına yol açıyor. Sonuç olarak, eserleri çeşitli teknik, ‘medium’ içerebileceğinden, sanatçıların tekil bir stille tanımlanması artık daha az olası.

Ek olarak, sanat dünyası giderek daha hibrit ve kapsayıcı hale geliyor. Dünyanın her köşesinden sanatçıların kendi benzersiz kültürel bakış açılarını, deneyimlerini yansıtan eserler üretmesiyle, bireysel tarzın sanatsal değerin tek ölçüsü olmadığına dair gittikçe artan bir kabul var. Aksine, bir sanatçının çalışmasının sosyal ve politik sonuçları ile farklı izleyicilerle bağlantı kurma ve onlara ilham verme becerileri, bir sanatçının başarısını ve etkisini belirlemede giderek daha önemli bir faktör haline geliyor.

Elbette bu, bireysel tarzın tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Pek çok sanatçı, kariyerleri boyunca kişisel stillerini geliştirmeye ve iyileştirmeye devam ediyor ve bazıları, benzersiz görsel dilleriyle tanınmaya devam ediyor, edecek. Bununla birlikte, bir başarı ölçüsü olarak sadece bireysel stile yapılan vurgu azaldı ve günümüz sanatçılarının yenilik yapma, ilgi uyandıran işler yaratma ve izleyicileriyle etkileşim kurma yeteneklerine göre değerlendirilmesi daha olası.

Bununla ilgili bir örnek, bir sanat dehası olan çok ilham aldığım, Pablo Picasso. Sanatçının çalışmaları, yaşamı boyunca, kendi kişisel ve sanatsal gelişiminin yanı sıra daha büyük kültürel ve sosyal değişimleri yansıtarak gelişti ve değişti. Picasso, belki de en çok, geleneksel perspektif ve temsil kavramlarını geometrik soyut formlar lehine reddeden Kübizm’in gelişimindeki öncü rolüyle tanınır. Ancak Picasso’nun çalışmaları, uzun ve üretken kariyeri boyunca çok çeşitli stilleri ve yaklaşımları ile Kübizm’in ötesine geçti. Sürrealizm, Dışavurumculuk ve diğer hareketleri denedi, kendi çoklu ilgi ve deneyimlerinin yanı sıra zamanının daha geniş kültürel ve politik iklimini yansıtan eserler yarattı.

Birçok yönden Picasso örneği, sanatsal yenilik ve yaratıcılığın bireysel stille veya tekil bir görsel dille sınırlı olmadığına bir kanıttır. Aksine, sanatçılar, kendi benzersiz bakış açılarını ve deneyimlerini yansıtan işler yaratırken, aynı zamanda sanatın ne olabileceğine dair anlayışımızı zorlayan ve genişleten bir dizi stil ve yaklaşımı keşfetme ve deneme özgürlüğüne sahiptir.

Bir sanatçının imza stilinin önemi özneldir ve sanatçıya ve bağlama göre değişebilir. Bir imza stili, bir sanatçının kariyeri için faydalı olabilir ve izleyicileriyle daha derin bir bağ oluşturabilirken, ancak, sanatsal başarı için mutlaka gerekli değildir. Nihayetinde, imza stili geliştirmeye odaklanmak isteyip istemediklerine veya çalışmalarında yeni fikirler ve teknikler keşfetmeyi tercih edip etmeyeceklerine karar vermek sanatçıya kalmıştır.

İmza stilinin önemli olup olmadığı sorusu, muhtemelen önümüzdeki yıllarda tartışılmaya devam edecek. Sanat dünyası giderek daha küresel hale geldikçe ve teknoloji yaratıcı ifadeyi yeniden şekillendirmeye devam ettikçe, sanatçılar mümkün olanın sınırlarını zorlamaya ve geleneksel stil ve şöhret kavramlarına meydan okumaya devam edecek. Ancak sanat dünyasının yönü ne olursa olsun kesin olan bir şey var: yaratıcılık ve yenilikçilik her zaman insanoğlunun üstülüğünde odak noktasında kalacak.

Benim sanatsal üretimlerim de, aynı, bir insanın ve toplumun ruh hali gibi değişken, ama her zaman ‘authentic’ olacak.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: