‘Metaverse’ Nedir? Yeni Başlayanlar İçin Kullanım Klavuzu.

Magic, experiences, parallel presence, action, community, creation, revolution, immersive, digital asset, shared experience, digital layer, freedom, connection, collaboration, internet, togetherness, dreamscape, digital future, the new business model, scam, bullshit, fantasy….

Sihir, deneyimler, paralel mevcudiyet, eylem, topluluk, üretim, devrim, kapsayıcı etkileşim, dijital varlık, deneyim paylaşımı, dijital katman, özgürlük, bağlantı kurma, işbirliği, internet, birliktelik, hayal merkezi, dijital gelecek, yeni iş modeli, scam, saçmalık, fantezi…

Yukarıda ki kelimeler, yaptığım okumalar ve dinlemeler boyunca gördüğüm ve duyduğum farklı tanımlamalar. Bu kelimelerin çoğu bu ortamda iş üreten, çalışan, ve son tahlilde artık görmezden gelemeyeceğimiz bu dünyayı inşa edecek insanlardan geldi. Burada, basit düzeyde teknik açıklamalar ile birlikte, metaverse evreninin benim için ne anlam ifade ettiğini ve bir parçası olmak için neden büyük heyecan duyduğumu anlatacağım. Yazının en altında ise bu alanda daha detaylı bilgiye ulaşmak için bir kaç link paylaşacağım.

Şundan eminim ki, ‘Metaverse’, magazinsel boyutuyla sürekli orada burada gördüğümüz gibi sadece oyun oynanan, arsa, mülk alınıp satılan, kısa yoldan zengin olmak için fırsat kollanan bir yer değil, ve basit olarak Sanal Gerçekliğin (VR) geliştirilmiş bir versiyonu gibi görünse de bundan fazlası.

Bu alanda bence bir guru olan Matthew Ball, metaverse’ün, aslında hepsi bir parçası olsa da, ne olmadığını aşağıdaki gibi özetlemiş:

Metaverse ne değildir?

Yazılım geliştirme tarihindeki dönüm noktalarından biri, Kasım 2006’da Sun Microsystems’in Java programlama dilini açık kaynak olarak alacağını duyurmasıyla gerçekleşti. Ancak bu açıklamayı 2003 yılında Linden Labs tarafından inşa edilen Second Life’da bulunan merkezinden yapması duyurudan daha fazla ilgi çekti. Second Life, bilindiği üzere, 3 milyon kullanıcıya sahip, kullanıcıların kendi aralarında mesajlaşacağı, içerik, araç oluşturabileceği, sanal araçlar, giysiler, arazi ve mülk satın almak için kullanılabilen para birimine sahip bir VR içerik deneyim alanı. Yani metaverse’ü sadece bir sanal dünya olarak tanımlayacaksak, bu sistem 2003 yılından beri zaten hayatımızda.

Ancak, VR, sanal bir dünyayı veya alanı deneyimlemenin bir yoludur. Dijital bir dünyada var olma duygusu onu Metaverse yapmaz.

Fortnite da, Metaverse’in birçok unsuruna sahip gibi görünen bir oyun. Ancak, Steven Spielberg’in 2018 yılı yapımı filmi Ready Player One’da olduğu gibi kapsamlı bir metaverse tasviri için yine de basit kalır. Metaverse, bazı oyun benzeri hedeflere sahip olabilir, oyunlar içerebilir ve oyunlaştırmayı içerebilir, ancak kendisi bir oyun değildir.

World of Warcraft gibi bireysel oyunlar , uzun süredir gerçek insanların sanal malları gerçek parayla takas ettiği veya gerçek para karşılığında sanal görevler gerçekleştirdiği işleyen ekonomilere sahipti. Buna ek olarak, Amazon’un Mechanical Turk gibi platformların yanı sıra Bitcoin gibi teknolojiler, sanal ve dijital görevleri gerçekleştirmek için bireylerin/işletmelerin/bilgisayar gücünün işe alınmasına dayanmakta. Metaverse sadece dijital ve sanal ekonomi merkezi değil.

Metaverse, sadece, sayısız bireyin sadece içerik “yaratabileceği”, “paylaşabileceği” ve “para kazanabileceği” başka bir YouTube veya Facebook benzeri içerik üretici bir platform değildir. Büyük kurumlar çok büyük yatırımlar yapsa da , Facebook Meta olarak ismini değiştirip bu dünyanın parçası olsa da sadece onun kontrol edeceği bir yer de değil.

Ancak tam vizyonuyla Metaverse, dijital deneyimlere açılan kapı, aynı zamanda tüm fiziksel deneyimlerin önemli bir bileşeni ve bir sonraki fırsatlarla dolu iş platformudur. Daha geniş anlamda, Metaverse, iş ve entellektüel kaynaklarımızı nasıl tahsis ettiğimizi ve bunlardan nasıl para kazandığımızı değiştirmeye yöneliktir.

Metaverse’ün Bileşenleri

Süreklilik: Metaverse evrenlerde hayat gerçek dünya ile senkronize devam eder. Duraklamaz, bitmez. Eş zamanlılık: Herkes için gerçek zamanlı canlı bir deneyim sunar. Mevcudiyet hakkı: Herkes metaverse ün bir parçası olabilir. Etkinliklere katılabilir. Ekonomi: Sistemde değer üretme yolları, pek çok kişi için çok değişik iş imkanları sunacaktır. Geçişkenlik: Şu ana kadar ki ve gelecekte inşa edilecek tüm VR ortamların arasında ve gerçek fiziksel dünya ile geçişkenlik olması gerçek metaverse kavramını oluşturacak. Tüm ekosistemde istersek aynı avatarı kullanmak, örneğin Fortnite ta kullandığımız bir aracı başka bir oyunda da kullanabilmek, Nike’tan aldığımız sanal ayakkabıyı birden fazla oyun ve ortamda giyebilmek, yani, dijital varlıklarımızı birden fazla evrende kullanabilmek gerçek bir metaverse deneyimi sunacak.

Sanal dünyaların geleceği ve sunacakları konusunda insanlar iki gruba ayrılıyor; çok şüpheci, ön yargılı yaklaşanlar, ve inanılmaz optimist, hatta fazla hayalci senaryoları olanlar. İkinci gruba daha yakın hissetmekle beraber, benim için önemli olan; bir yeniliği tümden reddetmeden ve fazla yargılamadan merak ederek anlamaya çalışmak ve kendi yaşantım ve kaynaklarım çerçevesinde kendime fayda ve değer yaratmaya çalışmaktır. (Tasarım odaklı düşünce sistemi ile ilgilenmeye başladığımdan beri en büyük çıkarımım bu davranış kalıbı oldu.)

Yaratıcı Ortamın Gücü

Dünyayı değiştiren bir çok girişim Silikon Vadisinden çıkıyor. Ülkemizde de sık yaşanan beyin göçü, gelişmiş ülkelerde bulunan iyi üniversitelere doğru gerçekleşiyor. Bunun nedeni iyi, yenilikçi ve yaratıcı işler başarmakta çevrenin etkisi. Yaratıcı ortamlar, ve sizi çevreleyen yaratıcı insanlar ile etkileşim imkanı, gelişimi ve inovasyonu tetikleyen en büyük unsur bana göre. Web 2, insanların online olarak etkileşimde olması, bilgiye ve içeriğe erişim ve kendi kendine öğrenmeyi kolaylaştırarak, dünyanın heryerinde internet erişimi olan milyonlarca insan için bir çok fırsat kapısı açtı. İşte, gerek kişisel gerekse iş anlamında en çok heyacanlandığım, meraklandığım kısmıda buradan hareketle, metaverse ün eşzamanlılık bileşeninin yaratacağı muhteşem fırsatlar olacak.

Halen örneklerini gördüğümüz çeşitli sanal konferans odaları bunun başlangıcı.

İlginizi çeken bir toplantı odasında dünyanın herhangi bir yerinden benzer merak ve yetileri olan insanlarla bir araya gelebileceğiz.

İlerisi için benim öngördüğüm en önemli özellik, gerçek dünyada belki hiçbir şekilde bir araya gelemeyeceğimiz bir çok kişi ile bilgi alışverişi, beyin fırtınası, işbirlikleri yapabilme imkanını sunabilecek olması.

Fiziksel olarak yer değiştirmeden, sadece internet ve sanal gözlük kullanarak, iyi bir araştırma ve çaba ile, belki de ulaşamadığımız, etkileşime giremeyeceğimiz insan kalmayacak.

Düşünün; bir fitness eğitmenisiniz, aktivite odalarında dünyanın pek çok yerinden eğitmenle bir arada spor yapacaksınız, bilgi paylaşacaksınız. Okuma odalarında, yazarlar ile kitap okuma etkinliğine katılabileceksiniz. Start-up ler için kurulan beyin fırtınası toplantı odalarına katılıp işinizle ilgili yeni fikirler, veya hayal bile edemeyeceğiniz işbirlikleri sağlayabileceksiniz. Meditasyon, yoga ve bir çok konu ile ilgili hobi, sohbet odalarına katılabileceksiniz. Beklediğiniz bir filmin ilk izlemesini aktörler ile deneyimleyebileceksiniz. Ya da belki bir karaoke yarışmasına katılabilirsiniz. Olasılıklar sınırsız.

Bunlar, kendini geliştirmek, bir start-up kurmak, eğitim almak veya sadece eğlenmek isteyen herkesin için muhteşem değil mi?

İhtiyacımız olan şeyler; internet, bir sanal gözlük ve ‘İngilizce’. (Şu an hayata yeni atılacak bir lise veya üniversite öğrencisi olsam, işi gücü bırakır bu dinamikleri anlamaya çalışarak yabancı dili mümkün olan en iyi hale getiririm.)

Metaverse, inanılmaz ihtimaller sunuyor bana göre. İş yapma şeklimizi değiştirecek bir sistem öngörülüyor. Bir çok yeni iş kolu, iş tanımı ve girişimler hayat bulacak bu şekilde.

Şu an gerçeklere değinirsek; arzulanan anlamda Metaverse’in inşası ve çalışması için sayısız yeni teknoloji, protokol, şirket, yenilik ve keşif gerekecek. Temel düzeyde, milyonlarca insanın paylaşılan, eşzamanlı bir deneyime katılması şöyle dursun, binlerce kişi için bile teknoloji henüz mevcut değil. VR gözlükleri herkesin ulaşabileceği bir fiyatta değil. Milyonlarca insanın aynı anda istenen hızda etkileşimi iyi bir donanım ve sanırım 5G ile mümkün olacak. Belki de en kötümser tahminle, bu hype istenen noktaya gelmeden sönecek.

Süreç ne şekilde işlerse işlesin, büyüklüğü milyarlarca dolara ulaşan bir ekosistem mevcut. Yapılan ve yapılacak yatırımlar ile bence bambaşka bir noktaya gelecek. O nedenle, şu anda da arsa satışları vs. ile gördüğümüz onlarca belki yüzlerce scam proje hayata çıksa da, Facebook, iyi bir hamle ile bu yeni ortamı ele geçirme hamleleri yapsa da, metaverse gerçek ve hepimizin. Bunu anlamlı bir şekilde inşa edecek ve kullanacak bizleriz. Sadece şu an ki haliyle bile, onu yok saymadan, kendimiz, işimiz kısacası hayatımız için ne alabiliriz, ne fayda sağlayıp değer yaratabiliriz, bunları kovalamak lazım.

Detaylı bilgi alabileceğiniz kaynaklar

1- Koray Birand Youtube kanalı. Koray, tasarım ve teknoloji ile ilgili içerikler üreten bir fotoğraf sanatçısı. Son metaverse videosu müthiş!

2- Matthew Ball internet sitesi.

3- Cathy Hackl. ‘ The Godmother of Metaverse’

4- Realm Academy

Belirsizlik Ortamında Hedeflere Ulaşmanın Yeni Yolları

Hayatımızda ki en önemli şeylerin gelecekte yaşayacaklarımız olduğuna inanarak büyüdük. Anne-babamız iyi alışkanlıklar öğrenirsek, yetişkin olduğumuzda daha iyi işler yapacağımızı öğretti. Öğretmenler bu sıkıcı derslerin ileride işe yarayacağını söyledi. İş yerinde de özellikle yeni çalışanlara sabırlı olunması, sıkı çalışılması ve böylelikle ileride terfi alacakları söylenir.

Amerikalı yazar Ralph Waldo Emerson şöyle der: ” Sürekli olarak yaşamaya hazırlanıyoruz, ama, hiç yaşamıyoruz”

Küçük yaşlardan beri; gideceğimiz okul, sınavlarda başarı, kısaca kazanmamız istenen tüm yetkinlikler için bir çok hedef peşinde koştuk durduk. Bu hedefler; ‘Mutlu olmak istiyorum’ gibi soyut veya ‘Şu okulu kazanmak istiyorum’ gibi somut şeyler olabilir.

Yeni dünya düzeninde hayallerimizi gerçekleştirmek ve hedeflerimize ulaşmak için şu ana kadar uygulamada olan konvansiyonel yöntem ve mevcut yaptıklarımızdan biraz fazlasını ya da farklısını yapmak gerekecek.

Hedeflerinizi içgüdüsel ihtiyaçların ötesinde düşünün.

Herbirimizin ölmeden önce başarmak istediklerine dair hayalleri var, ancak, hepimizin öncelikli hedefi basit: İç güdüsel olarak hayatta kalmak, soyumuzun ya da hatıramızın devamı için çocuk sahibi olmak, ve bunları iyi bir yaşam standartında, rahatlık ve itibar içinde yapmak. Maslow‘un da ihtiyaçlar hiyerarşisi şemasında bahsettiği ve en alt basamaklarda yer alan bu ihtiyaçlar karşılanmadan bir üst ihtiyaç doğal olarak göz ardı ediliyor. Hayatta kalmaya dair beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlar çözüldükten sonra ancak yeni ihtiyaçlar hissediyoruz ve bu yeni istekler; özgüven, öz saygı, statü, itibar, takdir görme, yaratıcılık ve kendini gerçekleştirme gereksinimleri olarak tanımlanabilir. (Genel olarak gelişmiş ülkelerde, en azından şimdiye kadar, toplumun çoğunluğu belli bir standartta hayat süreceğinden emin olarak, tüm konsantrasyonunu, piramidin en üst seviyesindeki ihtiyaçlara yönlendirmesi ve kendini gerçekleştirme amacı ile hedef koyup planlar yapması ve daha elverişli bir ortamda yaşadığı için de bunlara ulaşması daha olası. Hemen hemen tüm teknolojik ve tasarımsal yeniliklerin bu ülkelerden çıkması da doğal olarak bir tesadüf değil.)

En iyi versiyonunuza ulaşmayı hedeflemeyi bırakın.

En iyi versiyonumuz nedir? Onu nasıl tanımlıyoruz? Neye göre, hangi zaman diliminde? Sadece tek bir nihai mükemmel versiyonumuz yok belki. İdeal olarak, bir çok değişik versiyonumuzun toplamıyız. Bu kadar belirsizliğin ve değişim hızının çok yüksek olduğu bir zamanda, olmak ve yapmak istediğimiz şeyler de çok hızlı değişebiliyor artık. O nedenle, örneğin ‘5 yıl sonra kendini nerede görmek istersin?’ gibi sorulara için verilen cevaplar da şu ana kadar süregelen kalıpların ötesine geçmeli. En son pandemi koşullarının da belirgin hale getirdiği bu hız ile gördük ki hayatın değişen bir çok dinamiğine karşı kontrolümüz maalesef çok az.

Yaşam deneyimimiz her şey olabilir ama kesinlikle doğrusal değil. Yani şunu yaparsak, kesin buraya ulaşırız diyemiyoruz. Bunun bir formülü yok. Sadece iyi bir üniversite mezunu olmamız, iyi bir iş paketi getirmiyor. Çok iyi bir kurumda çalışmaya başlamamız da iyi bir kariyer garantisi değil maalesef.

Ülke olarak maalesef gelişmiş ülkeler kategorisinde değiliz, ve çoğumuz için yaşam mücadelesi ekonomik ve manevi olarak zor olsa da bu yazıyı okuyorsanız tahmin ediyorum ki şanslı olan gruptasınız. Yani, bir şey merak edip bu yazıyı okuyarak, bir eylem gerçekleştiriyorsunuz.

Merak edin.

Artık yeni dünyada hayal ve hedeflerine ulaşanlar, öncelikle merak edip, soru soran, olaylara farklı perspektiflerden bakıp empati yönünü geliştiren, soyut düşünenler olacak. Sadece yetenekli olmayıp, bu yetenekleri yetkinliğe dönüştürenler, değişen koşullara karşı esnek olanlar, birden fazla versiyonlarına şans tanıyıp, bir kaç iş tanımı olanlar, ömür boyu öğrenme ve kendi kendine öğrenme yetisini geliştirenler, bulunduğu ortam ve koşullardan bağımsız olarak geleceği de inşa edecek.

Millennial kuşaktan ilham alın

Şimdi kuşak tanımı ve farkları konusuna girmeyeceğim ancak, bu sürekli geleceğe hazırlık yaparak yaşamak söylemi aslında 2000 yılı sonrasında doğan kuşak için pek geçerli değil. Farklı bir dünya düzeni kuruluyor ve bu yaş grubu, bu oluşumun dinamiği. Kendi çalışma düzenlerini, farklı yaşam versiyonlarını, kendi değer yargılarını belirliyorlar. Ön yargısız bir şekilde bu değişimden kendimiz için iç görüler oluşturma adına örüntüler aramalı. Gözlemlediğim kadarı ile kendileri için birden fazla uzmanlık alanı belirliyor, herbirine çok fazla dikey olarak yoğunlaşmadan, arada geçişler yaparak ilerliyorlar. Bunu sürekli iş değiştirme olarak gözlemliyoruz. İstikrarsızlık, maymun iştahlılık veya sabırsızlık olarak görünse de aslında değil.

Buradan çıkarım şu olabilir; hayatımız boyunca yaptığımız iş ile birlikte, bize zevk veren, bizi akış alanında tutan, ilgi duyduğumuz konular belirleyip, bu alanlarda kendimizi geliştirmek. Bu hobi ya da faaliyetlerin bir ya da bir kaçından bir yan gelir elde edebilmek. Mevcut işimiz ya da uzmanlığımız konusunda kontrol edemediğimiz bir sıkıntı olursa, yine hayatımıza farklı bir yetkinlik alanımız ile devam edebilecek bilgi düzeyi ve esnekliğe ulaşmak.

Burada önemli olan her şeyi aynı anda yapmamak. Bir kaç seçenek belirleyin, her seferinde belli bir süre sadece birine odaklanıp, belli bir düzeye gelince diğerine geçin.

Hayatımızı planlamak ve hedefler koymak, öncelikle kendimizi tanımamızı, güçlü ve zayıf yanlarımızı, yetenek, ilgi ve tutkulu olduğumuz alanları keşfetmeyi gerektiriyor.

Hedeflerinizi tutkularınıza göre belirleyin.

Tutkularımız ve gerçekten sevdiğimiz şeylerin ne olduğunu nasıl anlayacağız?

Dışarıdan bize ‘ İşte hayatını harcamana değecek bir hedef’ diyecek kimse yoktur. Hayatımıza anlam kazandırmanın yolunu kendimiz keşfetmeliyiz. Bunun için:

Yapmayı sevdiğiniz şeylerin bir listesini yapın.

Başarılarınızın envanterini çıkarın. Başarılarımız becerilerimiz, değerlerimiz ve kalbimizde ne olduğu hakkında çok şey anlatır. Hem profesyonel hem de kişisel olarak hayatta neyi başardınız? En çok gurur duyduğun şey nedir?

Özelliklerinizin bir listesini yapın. Sizi diğerlerinden ayıran nedir? Yeni fırsatları keşfetmeye çalışın. Rutinlerden ve konfor alanından uzaklaşın.

Yeni şeyler yapmaya başlayın ve yaratıcılığınızı ateşleyin. Yeni bir kitap okuyun, yeni bir restorana gidin, farklı bir podcast dinleyin, sabah rutininizi değiştirin, yeni bir ders alın.

Benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla iletişim kurmaya başlayın. Yeni insanlarla tanışmak sadece hayatımıza daha fazla zenginlik katmakla kalmaz, aynı zamanda ilgi alanlarınızı ve yeni fırsatları ortaya çıkacak ve kendiniz hakkında çok şey öğrenmenize yardım eder.

Dünyaca ünlü AKIŞ Teorisini ortaya koyan Mihaly Csikszenmihalyi kitabında: ‘Bir insan için en iyi anlar, kişinin bedeni ve zihni zor ve değerli bir şeyi başarmak için gönüllü bir çabayla sınırlarına kadar zorlandığında olur.’ der.

Yaşam kalitemizi iyileştirmek için stratejiler; dış koşulları hedeflerimizle uyumlu hale getirmeye çalışmak veya dış koşulları nasıl yaşadığımızı değiştirerek hedeflerimize uygun hale getirmeye çalışmaktır.

Hedeflerimizi son tahlilde mutlu bir hayat yaşamak için koyuyoruz. Şunu unutmamak lazım ki; bizi mutlu edecek olan şey, sadece hedeflere ulaşmak, zengin, zayıf, güçlü vs. olmamız değil, hayatımızla ilgili hissettiklerimiz ve yaşadığımız büyük küçük tüm deneyimlerin kalitesini artırmaya çalışmaktır.

Sanal Gerçeklikte Koklayabilecek miyiz?

Photo credit by Vilhelm Parfumerie

Kendimi bildim bileli, aromaterapi, kokular ve özel tasarım parfümlere özel bir ilgim oldu. Bu konuda imkanım el verdiğince, keşfettiğim bir kaç yabancı markanın kokusunu kullanıyorum. Güzel bir kokunun verdiği his ve yaşattığı deneyim benim için çok önemli, yerine başka bir şey koyamayacağım bir durum.

Geçen gün internetten parfüm siparişimi verirken, bu aralar hem öğrenmeye hem de bir değer yaratmaya uğraştığım sanal dünyalarda kokunun karşılığının ne olacağı takıldı aklıma. Zira, bu dünyalarda ev, arsa alabiliyoruz, bizi temsil eden avatarı ve yaşadığımız ortamları istediğimiz gibi tasarlıyoruz, dijital kıyafetlerimizi en ünlü markalardan bulabiliyoruz, dokunma hissini gerçeğe en yakın şekilde deneyimleyeceğimiz yapay deriler tasarlanıyor, ancak puzzle ın çok önemli bir parçası eksik; koku.

Şimdi bir düşünün, sanal dünyada bir oyundasınız, bir ormanın içinde bir patikada ilerliyorsunuz, ve aynı zamanda doğanın muhteşem kokularını da soluyorsunuz. Bu durum yaşadığımız deneyimi güzelleştirmez mi?

Duyular yaşamımızı anlamlandırmak için ve güçlü duyumlar yaratmak için birlikte çalışır. Ama, koku alma benzersizdir. Aldığımız kokular beynimizde doğrudan iki yeri etkinleştirir; amigdala ve hipokampus. Bu bölgeler duygularımız ve hafıza ile güçlü bir şekilde bağlantılı. Bu bölgeleri direkt aktifleştiren tek duyumuz, koku almak. İşte bu sebeple, koku, diğer başka hiç bir duyumuzun yapamayacağı şekilde bizde, bir çok duygu uyandırıyor ve geçmiş anıları hatırlamamızı sağlıyor.

Araştırmalar, koku alma-görsel uyarımın, stres gibi psikolojik ve sosyal sorunların olumsuz etkilerini azaltma sürecinde, mutluluğu artırmak için önemli bir yardımcı ve destek olabileceğini, ayrıca duygu durumu ve hafızayı olumlu yönde etkilediğini de göstermekte.

Gelecekte muhtemelen hayatımızın bir kısmını geçirmeye kesin gözüyle baktığımız bu ortamlarda, hem yaygınlaşmayı, hem harcadığımız süreyi, ve en önemlisi, deneyimin kalitesini artırmak, bu alana yatırım yapacak ve iş modeli haline getirecek başta Meta (Facebook) olmak üzere pek çok kuruluş ve start-up ın öncelikli hedefi. En iyi sanal gerçeklik deneyimine ulaşmak için amaç; ‘multi-sensory‘ yani çok duyulu metaverse. Sanal gerçeklik deneyimini daha etkin ve gerçekçi kılmak da sahip olduğumuz beş duyunun en yüksek oranda etkin olarak kullanımıyla olacak.

Pek çok girişim, dokunma hissi eksikliğini, giyilebilir cilt teknolojileri geliştirerek çözümlemeye çalışıyorlar. Yeni giyilebilir cilt, yapaylığı da en aza indirerek, sanal gerçeklikte nesnelere dokunmamıza ve hissetmemize olanak tanıyor.

Sosyal medya devinin yeni ana şirketi Meta’nın başkanı olan Facebook kurucu ortağı ve CEO’su Mark Zuckerberg, Kasım Ayı’nda yaptığı söylemde, ‘metaverse’ için tasarlanmış yeni bir dokunmatik sensör ve robot dış görünümü için çalıştıklarını duyurdu.

Şu anda Meta, koku alma odaklı herhangi bir VR ürünü üzerinde çalıştığını iddia etmiyor, ancak bazı şirketler artık insanların metaverse’i “koklamasını” mümkün kılacak cihazlar geliştiriyor.

Metaverse’de koku almamızı sağlayacak girişimler:

OVR Technology, bu startup lardan biri. Kullanıcılarına gerçekçi bir duyusal deneyim sunmak için tasarladığı VR gözlükler, cihaz ile birlikte, etrafını saran bantlar sayesinde kulaklıkların alt kısmına takılabilen ve sanal gerçeklikte koklamanızı sağlamak için küçük parfüm parçacıkları yayan ION adlı küçük bir eklentiden oluşuyor. Şirket ayrıca sanal gerçekliği, dijital terapi olarak kullanma amacı ile çalışmalar yapılıyor. Yarattıkları teknoloji, temelde kurumun Vermont laboratuvarında yaratılan bir dizi kokuyu kullanarak akıllıca düzinelerce koku alma deneyimi yaratıyor. Kullanıcılar çevreleriyle etkileşime girdikçe, gerçek dünyada ortaya çıkan ve dağılan kokuyu taklit eden kokular VR gözlükten kullanıcıya ulaşıyor.

Bir Kickstarter projesi ile ortaya çıkan Feelreal, yüzlerce kokuyu deneyimlemek için kullanıcılara sunuyor.

Vaqso, görüntüye koku ekleyerek daha yüksek gerçekçi deneyimleri mümkün kılmayı hedefliyor. Değiştirilebilen kartuşları şu an, zombi kokusu dahil 15 koku çeşidini deneyimlemeye olanak tanıyor.

Metaverse ve koku ikilisine farklı yaklaşan girişimler de var:

NFT olarak ‘koku’:

Londra merkezli parfüm evi, Rook Perfumes, dijital dünya için bir koku yaratan NFT tabanlı bir DAO’ya öncülük ediyor. ‘Scent of Metaverse‘ isimli kokuyu yaratan şirket, DAO ( Merkezi olmayan otonom organizasyon) aracılığıyla bu kokunun NFT lerini oluşturarak, sanat ve müzik sektörü yanında kokunun da dijital sertifikasını katılımcılara ulaştırmak, yaratılan modelden katılımcıları iş modeline dahil ederek, gelirlerden pay almasına olanak tanımayı amaçlıyor.

Bir sonraki hedef metaverse de bir parfüm mağazası açmak.

Tabi metaverse dünyaların kitlelere ulaşması için şu an en büyük engel, bu cihazların fiyatları. Sanal gerçeklik şirketleri de bunun farkında olarak, daha geniş bir kitlenin teknolojilerini benimsemesini sağlamak için bir mücadele içinde.

Dijital giyim ve aksesuarlar ile ilgili yeni girişimler ile birlikte bir çok dünya devi moda markası bu sistemde yer almak için büyük çaba ve para harcıyorlar. 2021 yılı içinde metaverse, ve NFT lerle bir çok işbirliği ve yeni oluşum duyduk. Ben, LV, Hermes, Chanel gibi markaların, bünyelerinde bulunan en büyük gelir kalemleri olan kozmetik ve özellikler koku endüstrisini ‘metaverse’ e nasıl adapte edeceklerini çok merak ediyorum.

Duyularımız bizi çevremize bağlar. Duyularımız tarafından toplanan bilgilerle öğreniyor ve daha bilinçli kararlar veriyoruz, keyifli bir hayat yaşıyoruz. ‘Metaverse’ ün gelecekte gerçek dünyaya alternatif olmasının tek yolu da, beş duyumuzu kullanacağımız bir evren haline getirmekten geçiyor..

NFT Yılı 2021’de Neler Oldu?

Illustration by Ilya Kazakov

2021, tabir-i caizse, değiştirilemez tokenlerin (NFT) patladığı bir yıl oldu. Birçok ünlü isimden büyük şirketlere kadar farklı NFT satın almaları ve üretilen koleksiyonları gördük.
Ben yılbaşından itibaren Blokzincir dünyası ile ilgilenmeye başladım. Bu konuda en büyük bilgi kaynağım başta Clubhouse (evet hala zaman zaman kullanıyorum) oldu. Pandemi koşulları da daha fazla zaman ve enerji ayırabilmemi kolaylaştırdı açıkçası. Konuyu bilen ve hali hazırda üretim yapan belli sayıdaki kişiler dışında pek çok insanın bu platform aracılığıyla bu akıma dahil olmasına, sesini duyurmasına, etraflarında bir topluluk oluşturup NFT temelli mükemmel bir iş modeli yaratmalarına tanık oldum. Ardından NFT dünyasının kalbinin Twitter ve Discord kanallarında attığını keşfettim.

NFT’leri kısaca, kriptografik kanıt sağlayan bir özgünlük sertifikası olarak tanımlayabiliriz.

Bu yıl NFT’leri en sık 4 farklı katmanda gördük:

  1. Dijital Sanat NFT’leri
  2. Oyun NFTleri
  3. Avatar NFT’ler
  4. Müzik NFT’leri

Tarihi gelişim olarak, NFT’ler aslında ilk olarak 2017 yılında, kullanıcıların dijital kedileri topladığı ve beslediği bir uygulama olan CryptoKitties in piyasaya sürülmesiyle ortaya çıktı. Ardından yine 2017 yılında LarvaLabs tarafından 10,000 benzersiz pixel karakter olarak yaratılan CryptoPunks‘lar milyon dolarlara varan satışları ile gündeme geldi. Kurumsal şirketlerin bu dünyaya olan ilgisine örnek olarak, Visa‘nın, CryptoPunk 7610 isimli karakterini 150.000 USD a aldığını unutmayalım.

Bu yıl NFT kavramını tüm dünyada manşetlere taşıyan olay aslında dijital sanatçı Beeple’ın eserini ünlü müzayede evi Christie’s de 69 milyon doların üstünde satması oldu. Eser sanatçının 13 yıl boyunca yaptığı 5000 den fazla çalışmanın bir bütünü. Bu olay prestijli bir sanat kurumunun ilk olarak NFT’leri onaylamasının bir kanıtı olarak görüldü.

Mayıs Ayı’nda 10.000 parçalık “Bored Ape Yacht Club” serisinin lansmanı yapıldı. Seride farklı saç rengine, aksesuara ve yüz ifadesine sahip bir dizi maymun yer alıyor. Bu, temelde CryptoPunk serisinin benzeri olan bir projeydi, ancak “BAYC”, pazarlama planına önemli bir topluluk gücü unsurunu ekledi. Projenin lansmanında Clubhouse çok kullanıldı. Pek çok BAYC sohbet odası düzenlendi. Topluluk üyeleri inanılmaz bir motivasyon ile başladılar. Proje ilk çıktığında neredeyse eş zamanlı olarak lanse edilen ‘Meebits‘ projesinin biraz gölgesinde kaldı. Ancak, eser sahipleri, koleksiyonerlerin sohbet edip network oluşturabilecekleri özel bir Discord kanalı açtılar; sahipleri “Maymun”larını Twitter’da profil fotoğrafı yani avatarları olarak kullanacaklardı. Bu NFT serisini yaratanlar yalnızca NFT pazarına hakim olmak için değil, aynı zamanda onu temelden şekillendirmek için çalıştılar ve yüklü satışlarla yıl boyu sık sık adlarından söz ettirdiler.

“BAYC”ın başarısının ardından benzer projeler furyası başladı. Bu projeler, ‘Profil Resmi NFT”leri (PFP ​​NFT’ler) olarak adlandırıldı, çünkü genellikle satın alınan NFT sosyal medya avatarı olarak profil fotoğrafı olarak kullanıldı. Tüm PFP projeleri hayvan figürü tasvir etmese de, PFP NFT’leri, özellikle yaz boyunca piyasaya hakim olmaya başladı. O kadar büyük bir satış hacmi oldu ki, koleksiyoncular mevsime JPEG Yazı adını verdiler. PFP NFT’leri, NFT topluluğunun ve genel olarak pazarın yüzü haline geldi ancak bu koleksiyonların hakimiyeti ile NFT’lerin sanatsal değerden yoksun oldukları konuşuldu.

NFT ler oyun alanında da geniş bir kullanım alanı buldu. Bu teknoloji, oyun içi karakter ve varlıkların token haline getirip el değiştirmesini mümkün hale getirdi. Bu durum oyunlara merkeziyetsiz bir durum kazandırdı. Şöyle düşünün geleneksel oyunlarda oyunu yaratan taraf, kurum, şirket oyununu bir şekilde sonlandırırsa, o zaman kadar oyun öğelerine kullanıcılar tarafından erişim de kapanır. Blok zincir temelli oyunlarda Nft ler sayesinde artık oyuncular karakterler ve diğer ve tüm oyun öğeleri üzerinde sahiplik ve kontrol sağlar. Oyun içinde ki NFT ödülleri, sahip olunan tokenlerin yine NFT olarak satışı, oynayarak kazan temasını benimseyen oyunların kullanımının yaygınlaşmasını ve güçlü bir topluluğa dönüşmesini sağladı.
Bu yılın en öne çıkan oyun projesi Axie Infinity oldu. Pokemon’dan ilham alan bu oyun inanılmaz bir satış rakamı ve topluluk büyüklüğüne ulaştı.

Yapay zekanın artistik olarak kullanımı sanat kavramına farklı bir perspektiften bakmamızı sağladı. İlk olarak 2020 yılında Erick Calderon tarafından tasarlanan ArtBlocks dijital sanatı çeşitlendirmek ve kalitesini yükseltmek için blok zincir teknolojisinden yararlanan bir platform olarak ortaya çıktı. Platform esasta, sanatçıların kendi kodlarını yükleyerek NFT’ler oluşturmasını ve bunları satmasını sağlıyor. Özellikle Ağustos 2021 yılında bu platformda oluşturulan Fidenza projesi ile Tyler Hobbs astronomik getiriler elde etti.
Murat Pak ve Refik Anadol, yine yapay zeka ve algoritmaları kullandıkları sanatları ile sık sık gündemde kaldılar. Murat Pak’ın son NFT projesi ‘Merge’ 100 milyon doları aşan satışıyla rekor kırdı. Pak, 2 ve 4 Aralık 2021 tarihleri arasında, NFT platformu Nifty Gateway’de 91,8 milyon dolara toplu bir şekilde 250.000 “kitlesel birim” sattı. Bu satışı etkileyici yapan şey satış fiyatı değil, daha ziyade devasa bir kavramsal sanat eseri yaratmak için blok zinciri teknolojisinin benzersiz kullanımı oldu. Örneğin, 100 toplu birim satın alan bir alıcı, 10.000 satın alan bir alıcıdan farklı bir NFT’ye sahip oldu. Yaşayan en pahalı eser sahibi sanatçı ünvanını Jef Koons’dan aldığı söyleniyor Murat Pak’ın.
Yine muhteşem eserler üreten, Refik Anadol’un yarattığı ‘Machine Hallucinations‘ son NFT serisi satışları milyonlarca dolarlık bakiyelere ulaştı.

‘NFT Hype’ tan bahsederken NFT satış platformlarından bahsetmemek olmaz. Abonelik ücreti karşılığında sınırsız dijital içerik sağlayan Spotify ve Netflix gibi platformların aksine, NFT market platformları, fiziksel eserler gibi dijital içeriğin de kıt olabileceği, yani arzının miktar olarak sınırlı olabileceği, dolayısıyla alınıp satılabileceği değer önerisi ile ortaya çıktılar.
Bu platformlar, geleneksel bir müzayede evinin belirli bir sanat eserinin aslında orijinal olduğunu, bir kopya olmadığını doğrulamasına benzer şekilde, dijital içeriğin kaynağını doğrulamak için blok zinciri teknolojisinden yararlanıyor ve hatta bazı platformlar eserleri “yakma” olanağı sunuyor. Bu da arzı kısıtlayıp talebi aratmak için motivasyon yaratıyor.

Opensea ve Rarible, sanatçıların eserlerini NFT haline dönüştürmesine olanak tanıyarak bu NFT’lerin hem açık artırma hem de sabit fiyatlı satışlarına aracılık yapıyor, yani eBay, Etsy gibi geleneksel platformlara benzeyen hizmetleri içerir. Hem kredi kartlarını, hem de Bitcoin, Ethereum gibi kripto ödemelerini kabul eden bir ödeme altyapısı sağlar.

Daha dar nişlere odaklanan pazar yerleri ‘mint etme‘ (NFT’nin kendisini oluşturma), pazarlama, küratörlük, fiyatlandırma önerileri, portföy izleyicileri ve hatta tam gelişmiş oyunlar gibi sayısız katma değerli hizmetler sunar. NBA‘in Top Shot platformu yalnızca platformun paketleyip pazarladığı basketbol koleksiyonlarına odaklanır, SuperRare, MakersPlace, KnownOrigin gibi platformlar görsel sanata odaklanır, küratörlük ve öneri hizmetleri sunar.

Rakam vermek gerekirse, market yerlerin en büyüğü Opensea Kasım Ayı rakamlarına göre 10 milyar USD’ı aşan toplam satış rakamı ile zirveye oturdu.

Bu yıl içinde büyük moda markaları, hem NFT hem de Metaverse kavramlarını iş modellerine adapte etmek ve bütünleşik pazarlama faaliyetlerine katmak için yeni fikirler geliştirip, işbirlikleri yaptılar. Adidas ‘Into The Metaverse’ sloganı ile çıkardığı 30,000 adetlik NFT koleksiyonu saatler içinde tükendi.
Nike, bu yıl içinde oluşan ve özellikler dijital moda da inanılmaz başarılar elde eden RTFKT i satın alarak NFT dünyasında yaptıklarını farklı bir noktaya taşıdı. Dijital Moda ile ilgili başka startup ve yenilikleri keşfetmek için yazıma göz atabilirsiniz.

Bu yıl dünyaca ünlü sanatçıların, müzisyenlerin, ‘celebrity’ lerin bir çok NFT projesi yarattığını gördük. Paris Hilton ve son olarak Melania Trump bile kendi NFT’leri ile akıma dahil oldular. Türkiye’den ise, Saba Tümer, Cüneyt Özdemir, Cem Yılmaz ilk aklıma gelenler. Tabi NFT dünyasında şu an iyi işler yapan, söz sahibi pek çok Türk sanatçı da var. Bu isimler başka bir yazının konusu.

2022 yılında muhtemelen ‘NFT‘ve ‘Metaverse‘ ile ilgili daha çok konuşacağız. Bir şeyler üretiyorsanız ve bu konuda başlangıç yapmak isterseniz öncelikle Twitter’ da NFT, cryptoart gibi hashtag leri kullanıp aramalar yapabilirsiniz. Discord ve Telegram kanallarını aktif olarak kullanmaya çalışın, ki bu konuda ben de kendimi geliştiriyorum. Opensea, Makersplace, SuperRare, Hic et nunc gibi pazar yerlerini inceleyin. Bir dijital cüzdan oluşturun. Sanatçıların ürettiklerine, koleksiyon sahiplerinin topladığı işlere bakın. Yeni Başlayanlar İçin NFT yazım da size yol gösterebilir.

Sanat üretmiyor olsanız da NFT iş modellerini, sundukları değer yapısını, topluluk oluşturmaktaki başarılı taktiklerini, startup’ların iş fikirlerini ve dünyaca ünlü markaların bu teknolojiye yaklaşımlarını kendi mevcut iş planı ve sisteminize aktarmak için rol model alabilirsiniz.

Yeter ki değişimin, yeniliğin bir parçası olun.

Kaliteli Bir Şaraba Yatırım Yaparak Altın’ın Getirisinden Fazla Kazanabilir miyiz? Ve Yapay Zekanın Buna Katkısı..

Bu enflasyonist ortamda hisse senedi ve tahvillere yatırım yapmak hâlâ akıllıca bir karar olsa da, çeşitlendirilmiş bir portföy oluşturmak piyasa dalgalanmalarına karşı koruyacak farklı alternatifler yaratmak riski minimize etmeyi sağlar. Altın, kripto para gibi emtialar yanında, daha keyifli ve lezzetli bir yatırım aracı daha var: Şarap.

Şarap ticareti için kurulan küresel bir pazar yeri olan Liv-Ex, London International Vintners Exchange, 2020’de belirlenen tüm önceki rekorların 2021’de aşıldığını ve bu yılın ikincil kaliteli şarap pazarı için şimdiye kadarki en başarılı yıl olduğunu kaydetti. Kaliteli şarap yatırımı, bu yıl şu ana kadar olan Dolar bazında ki %20,83’lük getirisi ile dünyada birçok hisse senedi piyasası ve altının yüzdesel getirisini geride bıraktı.

Cult, kaliteli şarap yatırımını basit, adil ve daha güvenli hale getirmek için şarap bilgisini, bir yatırım ekibini ve veri odaklı teknolojiyi birleştiren bir yatırım şirketi. Ona göre şarap yatırımının diğer varlıklara göre en üstün yanı; makro gelişmelerden etkilenmemesi. Pandemi süreci boyunca talebin ve ikincil piyasada getirinin azalmaması buna bir örnek. Arz sınırlı, buna karşılık iyi şarap talebi gün geçtikçe artan bir ivme sergiliyor sunulan veriler baz alındığında.

Bu gelişmeler paralelinde dünyada bir çok startup bu alanda inovasyon yapmak için teknoloji ve özellikle yapay zekayı süreçlerde kullanarak farklı yaklaşımlar benimsiyor.

Bir bilgisayara şarabı “tatmayı” öğreten bir California girişimi olan Tastry, şarap üreticilerinin ürünlerini geliştirmelerine ve yeni müşteriler çekmelerine yardımcı olmak için teknolojiyi kullanıyor.

Kurucu Katerina Axelsson’un ifadesine göre, Tastry, yılda on binlerce şarabı analiz etmek için yapay zeka (AI) kullanarak, şarap üreticilerinin ve perakendecilerin daha verimli bir şekilde çalışmasına yardımcı olmak için çok büyük miktarda veri üretiyor.

Katerina, fikrin daha bir kimya öğrencisiyken çalıştığı bir şarap imalathanesinde aklına geldiğini belirtiyor. Çalıştığı dönemde üretilen örneğin 100,000 galon şarabın ikiye bölündüğünü ve iki ayrı marka olarak konumladırıldığını, bu iki farklı markanın da aynı şarabı farklı şişelerde ve farklı fiyat etiketi ile satışa sunduğunda alınan yorum ve kritiklerin de farklı olabildiğini şaşkınlıkla izlediğini söylüyor.

Süreç şöyle işliyor; önce binlerce bileşiği tanımlayarak şarap örneklerini analiz ediliyor. Yapay zekayı kullanarak bu bileşiklerin birbirleriyle nasıl etkileştiğini görüp şarabın lezzet profilini oluşturuluyor. Daha sonra bu profilin lezzetini, aromasını, dokusunu ve rengini veri tabanındaki diğer şaraplarla karşılaştırmak için yapay zeka kullanılıyor.

Bu araştırmalar sonunda yarattığı ‘BottleBird‘ isimli aplikasyon, bir test vasıtasıyla katılımcının lezzet tercihlerini alarak ona en uygun şarabı öneriyor.

İş modelinde, ayrıca, şarap üreticisi markalar da şişelerinin analiz edilmesi için bir ücret ödüyorlar ve bunun karşılığında, şaraplarının yerel veya bölgesel düzeyde fırsat pazarlarında nasıl algılandığını belirleyebilecekleri bir iç görü panosu dediğimiz şeye erişebiliyorlar.

Bu algoritmik yaklaşıma itirazlar da yok değil. Londra’daki şarap severler için özel bir klüp olan 67 Pall Mall’da şarap şefi ve sommelier ustası Ronan Sayburn, “Bu, bir bilgisayarın bir sanat eserini analiz etmesi gibi” diyor.

Kritik,” İnsanların daha önce içtiklerine dayanarak, bir bilgisayarın onlara içmelerini söylediği şeyi takip etmeye ne kadar hevesli olacağını bilmiyorum” diyor. “Bence şarabın çekiciliğinin bir kısmı kendi fikirlerinizi oluşturuyor.” Sayburn, teknolojinin amatörler için servis sıcaklığı, havalandırma süresi ve yemek eşleşmeleri konusunda tavsiyelerde bulunabileceğini kabul ediyor. “Fakat konu çok duygusal bir konu olduğunda, bence insan teması olmalı” diyor.

Axelsson, Tastry’nin sommelier’in yerini tutmayacağı konusunda hemfikir. Ancak ürününün ölçeklenebilirliğinin, yılda bir insanın tadabileceğinden daha fazla şarabı analiz etmeyi mümkün kıldığını söylüyor.

Bu arada kaliteli şarap yatırım dünyasına erişimi demokratikleştiren dijital bir platform olarak yola çıkan  Vinovest, dünyanın ilk yapay zeka destekli şarap ‘Robo Danışmanı’nı dünyaya tanıtıyor. Yatırımcıların şaraba yatırım yapmasına, satın almasına ve güvenli bir şekilde saklamasına olanak tanıyan Vinovest’te hesap açmakla ilgilenen yatırımcılar, “Başlangıç” seviyesinde 1.000$ gibi düşük bir fiyatla başlayabiliyor ve şarap portföylerini şirketin özel portföy danışmanlarının ve her yatırımcı için kişiselleştirilmiş satın alma fırsatları yaratan yapay zeka tabanlı algoritmasının yardımıyla oluşturuyor.

 “Jay-Z, Dwyane Wade, Madonna ve diğer sayısız ünlü ve sporcu, yıllardır kaliteli şarap ve şampanyaya yatırım yapıyor. Yeni mobil uygulamamız, yükselen kaliteli şarap sınıfını tüm tüketicilere daha da yakınlaştırıyor. Ortalama bir şarap mahzeninin 33.750 $ değerinde olduğu düşünüldüğünde, şarap yatırımının pek çok kişi için bir seçenek olmadığı açık ancak enflasyon artmaya devam ediyor ve bu, yatırımcıların düşük riskli, geleneksel yatırımlarla çok az korelasyona sahip yatırımları çeşitlendiren bir erişime sahip olmasını daha da önemli hale getiriyor.” Anthony Zhang, CEO, Vinovest

Yapay zeka, bir bilgisayarın şarabı tatmasını sağlıyor, zevklere göre en uygun olanı analiz edip öneriyor, hem de yatırım tercihlerini yönlendirip getirileri artırmayı hedefliyor.

Bu kadar niş bir alanda bile bu teknolojinin inovasyon amacı ile yaratıcı bir şekilde kullanımının, yatırımcı risk yaklaşımlarının ve profilinin hızla değiştiği bu günlerde, gerek portföy çeşitlemesi gerekse kendi işimiz ile ilgili yapay zekanın süreçlere adaptasyonu ile ilgili ilham vereceğini düşünüyorum.

Herhangi bir endüstriyi yapay zeka ve faydaları hakkında eğitmek muhtemelen zaman alır, ancak bir değer önerisi sunuyorsa, bence insanların bunu gerçekten benimsemesinin an meselesidir.

Varoluş, Gerçeklik, Metaverse

Geçen gün Keanu Reeves ve Carrie Anne Moss ile yapılan bir röportaja denk geldim. Orijinal üçlemenin ardından heyecanla beklediğim Matrix Resurrections ile ilgili ipuçları beklerken, aktörün kendisi ile ilgili anlattığı bir anısı dikkatimi çekti.

Keanu bir gün sevdiği bir yönetmenin evine yemeğe gider. Yönetmenin 13, 15 ve 17 yaşındaki çocukları da yemektedir ve herhangi bir Matrix filmini seyretmedikleri için yönetmen, filmi kısaca onlara anlatmasını ister. Aktör şöyle devam eder: ‘ Bir tür sanal dünyada olan bir adam var ve gerçek başka bir dünya olduğunu öğreniyor, ardından gerçekten neyin gerçek olup ve neyin olmadığını sorguluyor ve gerçekten bilmek istiyor; ‘gerçek’ nedir ? Konuşma aşağıdaki gibi devam ediyor:

En küçük olan kız soruyor: ‘Neden?’

Keanu: ‘Ne demek istedin?’

Kız: ‘Gerçek olup olmaması kimin umrunda ki?’

Keanu: ‘Yani, gerçek olup olmaması senin umrunda değil mi?’

Kız: ‘Hayır’

Son zamanlarda yeni NFT projeme hazırlık amacıyla, sanal yaşam, gerçeklik, varoluşçuluk gibi kavramları daha derin anlamaya çalışıp, ‘metaverse’ dünyaların çok da uzak olmayan bir zaman diliminde geleceğimizi nasıl şekillendireceği ile ilgili okumalar yapıyorum. Teknolojinin, gerçek ve sanal arasında olan sınırları bulanıklaştırdığını düşünürken, yukarıda ki örnekte olduğu gibi 13 yaşında birinin bir şeyin gerçek ya da sanal olmasını umursamadığını görmek olaya bambaşka bir perspektiften yaklaşmayı bence zorunlu kılıyor. Öyle bir sınır yok, ve galiba, sınır olduğunu düşünmeye de gerek yok.

Gerçeklik, varoluşçuluk, aslında uzun yıllardır filozof ve düşünürlerin tartıştığı kavramlar.

Örneğin, Emmanuel Kant’a göre gerçek dünya ile deneyimlediğimiz, yaşadığımız dünya birbirinden farklı. Onun felsefesine göre dünyayı bir filtreden geçirerek yaşıyor ve anlamlandırıyoruz. Ona göre, zihnimizde yerleşmiş bu filtre ile herhangi bir şeyi nasıl deneyimleyeceğimizi belirliyor ve o deneyimi şekillendiriyoruz.

Jean-Paul Sartre, ölümsüz olmadığımızı anladığımız anda hayatın anlamını bir yanılsama olarak gördüğümüzü söylüyor.

Bir çok değer yargısı, ve düşünce şekli farklı olan bu yeni jenerasyon oyun dünyasında çok aktif. Ancak sadece oyun oynanmıyor, oyun, kişilerin birbirleriyle iletişim şekli, kendini ifade için bir araç haline geliyor. Artık on-line ve off-line diye bir ayrım yok. Sürekli bir ‘on-line’ durumu söz konusu . Kant’ın teorisini günümüze uygularsak, gerçeklik deneyimlenen bir olgu, bunun fiziksel hayatta veya sanal hayatta olması deneyimleyen için fark yaratmıyor.

Sanal moda markası ‘Aglet’ in kurucusu Ryan Mullins’in bir podcast metninden bazı alıntılar ile yazıyı sonlandırıyorum. Ben bir ‘ gamer’ değilim, hiç oyun oynamıyorum, yaptığım iş bu konularla çok alakasız diye düşünmeyin. Aşağıda ki metin dahil olmak üzere şu ana kadar bahsettiklerim gelecekte en azından birer tüketici olacak bu neslin nasıl düşündüğü hakkında ip uçları içeriyor.

Podcast’in tamamı için tıklayabilirsiniz.https://www.thelookuppodcast.com

Benim için Metaverse bir gerçeklik işletim sistemidir.
Dijital ve fiziksel o kadar kökten birleşiyor ki, aradaki farkın ne olduğunu sormanın bir anlamı yok.”
“Sanal nesneleri ve fiziksel nesneleri aynı ontolojik düzleme nasıl getirirsiniz?”
“Neden e-Ticaret deniyor? Bu sadece ticaret. ”
“Gerçeklik nasıl makine tarafından okunabilir hale gelir?”
Tanrı var, ama onun gerçek olduğunu düşünmüyorum. Gerçek olmak için, uzaysal-tipik koordinatlara sahip olmalı ve doğa yasaları tarafından yönetilmelidir. Tanrı gerçek olmasa bile Tanrı hakkında doğru şeyler söyleyebilirsiniz.
Var olmak, bir anlam alanında ortaya çıkmaktır.”
“Maddi olmayan ruh veya madde, fiziksel olanla nasıl etkileşime girer veya hareketlere neden olur.”
“Yazılımla ilgili ilginç olan şey, bir şekilde nedensellikle etkileşime giren bitler dünyasına ve atomlar dünyasına sahip olmanızdır.”
“Yetenek, kimsenin vuramayacağı bir hedefi vurur. Deha, kimsenin göremediği bir hedefi vurur. ”
“Adamız dünyadır. Yaptığımız şey, bu oyun katmanını dünyaya getirmek.”
“Oyun, içine kaçtığınız bu önemsiz alan anlamına gelmek zorunda değil. Bence her şey bir oyun. Oyun, kurallarla yönetilen bilgi alışverişinin olduğu herhangi bir alandır. ”

‘Tasarım Odaklı Düşünce Sistemi’nden Çıkarımlar ile Hayatımızı Nasıl İyileştiririz?

Photo credit by 3DaysofDesign

Şans, noktaları birleştirmektir.

”Şans” dediğimiz bazı şeylerin aslında binlerce mikro eylemin makro sonucu olduğuna inanıyorum. Günlük alışkanlıklarımız, deneyimlerimiz bizi “şans”ın daha olası olduğu bir konuma getirebilir.
Buna olanak tanıyacak davranışlar, alışkanlıklar ve yetkinlikler geliştirin.

Bir laf vardır: ‘Kötümserler Akıllı Görünür, İyimserler Zengin Olur’
Karamsarlar bardağın boş tarafına odaklanır.
İyimserler geleceğe bakar fırsatları görür, enerjisini mevcut kaynaklarla yapabileceklerine yönlendirir.

Üstel Büyümenin Gücü

Ne öğrenirseniz öğrenin, hangi stratejiyi veya taktiği kullanırsanız kullanın, başarı bileşik etkinin bir sonucu olarak gelir.

Üstel büyümenin çılgın gücü ve etkisini sürekli olarak hafife alıyoruz.

Darren Hardy’nin ‘ Compound Effect’ kitabı, bu konuyu mükemmel olarak ele alır. Kitapta bir bölüm aşağıdaki soruyu soruyor:

”Sana iki seçenek sunacağım; Hemen şimdi nakit beş milyon USD’ı mı, yoksa; birinci gün 1 USD ikinci gün 2 , üçüncü gün 4, dördüncü gün 8 şeklinde katlanarak ilerleyen bir ay sonunda toplanacak bakiyeyi mi istersin diye sorsam hangisini seçersin? ”

Tahmin ederim çoğumuz hemen almayı tercih edecektir. Ancak ikinci seçenek çok daha karlı. İlk gün 1 USD ile başlayan sistem, 31. gün sonunda toplam 11 milyon USD’lik bir tutara ulaşıyor.

Bu örneği hayatımızda ki diğer konulara uyarlayabiliriz. Kilo verme, spor yaparak sağlıklı bir yaşam sürme, dil öğrenme ya da herhangi bir şey üzerinde yetkinlik geliştirme. Sadece amaçladığımız şeyler üzerinde her gün, haftada bir, planladığımız çalışma rutini her neyse sürekli olarak pratik yapmak, belli bir süre sonunda bu katlama etkisi ile hayal edemeyeceğimiz sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor.

Bu konuyu Barış Özcan da özellikle her yıl yaptığı ‘Zinciri Bozma‘ videolarında ayrıntılı olarak işliyor. Bu muhteşem videolardan da kendimize bir yol planı oluşturabiliriz. Üstel bir büyüme eğrisindeyken, belirli hedefler belirlemeye çalışmayı bırakın.
Zinciri bozmayın ve yolculuğun tadını çıkarın.

Aslan Gibi Çalışın.

Modern dokuzdan beşe çalışma kültürü, Endüstri Çağı’nın bir kalıntısı. Düşünün her gün bu belli saatler arasında çalışıyoruz, gün sonunda her gün aynı verimliliği almamız gerekmez mi?

Naval Ravent şöyle diyor:

“Dünyayı doğrusal olarak görmek istiyoruz , yani; sekiz saatlik bir çalışma yapacağım ve sekiz saatlik çıktıyı geri alacağım, değil mi? Hayat bu şekilde çalışmıyor. Köşedeki bakkalı işleten adam en az senden ve benden daha çok çalışıyor. Ne kadar çıktı alıyor?… Çıktılar, yaptığınız işin kalitesine bağlı olarak doğrusal değildir . Doğru çalışma şekli bir aslan gibi çalışmaktır.”

Çok çalışmak önemlidir ama ne üzerinde çalıştığınız, ne zaman çalıştığınız ve kiminle çalıştığınız, ne kadar süre çalıştığınızdan çok daha önemlidir . Yaratıcı düşünce çalışma sistemi, analitik düşünce sürecini içerse de bunun biraz fazlasıdır. Zaman yönetimindense enerji yönetimine odaklanır. Aslan, avı için nerede olacağını ve ne zaman atak yapacağını bilir.

İlham geldiğinde sprint yapın. Dinlenin. Tekrarlayın.

Belirsizlik Toleransını artırın

Belirsizliğe karşı yüksek toleransa sahip olmak benzersiz bir rekabet avantajı yaratır. Sanatçı, tasarımcı ve mühendisler yaptıkları işte süreç boyunca çoğu zaman belirsizlikle mücadele eder, karşılarına çıkan güçlüklere esneklik geliştirme eğiliminde olurlar.

Belirsizliği kucaklayın. Getireceği fırsatlara odaklanın.

Sahneye Atlayın

Will Gompertz’in çok sevdiğim başucu kitabı ‘Sanatçı gibi Düşün‘ de belirttiği gibi:

Sanatçılar resim yapmak veya yazmak ya da sahneye çıkmak, şarkı söylemek için izin almayı beklemez, çıkarlar ve yaparlar. Onları diğerlerinden ayrıştıran ve onlara bir amaç ve kuvvet veren şey tümüyle yaratıcılıkları değildir, başarıları bir cüret etme hali ve özgüvenden kaynaklanır.

Kendimizi yaptığımız işte görünür kılmaya çalışmak, bizi konfor alanımızda çıkmaya zorlar, kırılganlığımızı artırsa da farkı bu şeklide yaratabiliriz.

Austin Kleon ‘ Show Your Work‘ kitabında şöyle der:

‘ Gelecekte ki işvereninizin sadece bloğunuzda yada LinkedIn’de paylaştıklarınızı okuduğu için öz geçmişinize bakmaya gerek duymadığını düşünün veya düşünün ki bir öğrencisiniz ve ilk işinizi internet ortamında paylaştığınız bir okul projesi sayesinde aldınız. İşinizi kaybettiniz ancak bir sonrakini bulmak, kurduğunuz network sayesinde çok daha kolay. Bir hobinizi bir ek işe ya da pasif bir gelire dönüştürdüğünüzü hayal edin. Bütün yapmanız gereken kendinizi ve yaptığınız işi göstermek..’

Düzenli olarak pratik yapın ve bunları paylaşın..

Ve diğerleri..

Bazen hiçbir şey yapın. Meditasyon yapın veya sadece yürüyün. Müziksiz, podcast siz vs. ‘Aha’ anları veya ilham bu anlarda gelir. İyi ve pratik fikirler de.

Mentor olun. Öğrendiklerinizi paylaşın. Bir makalede okumuştum, en iyi öğrenme yolu bir başkasına anlatmaktır. Başka birine o konuyu basitçe anlatabiliyorsak, konuyu içselleştirebildik demektir.

Bol soru sorun. Sorgulayın. Negatif düşünce ve insanları kendinizden uzaklaştırın. Kafamızda ki bir çok olumsuz düşünce, endişelerin gerçekleşme olasılığı aslında çok çok az.

Mutlaka bir hobi edinin. Kendi kendine öğrenme artık geleceğin en büyük yetkinliği olacak. Hobiler bu yetkinliği edinmemizde bir kısa yol. Bunun için ‘ Kreatif Bir Aktiviteye Sahip OLmanın Yolları‘ isimli yazıma göz atabilirsiniz.

Bu çıkarımlar, sistemden bugüne kadar öğrendiğim, düzenli uygulamaya çalıştığım, ve yeni bir yıla girerken de paylaşmak istediğim fikir ve süreçler. Umarım size de bir ilham verir.

Sizlerin de hayatını kolaylaştıracak veya en etkili olabileceğini düşündüğünüz çıkarım hangisi?…Hayatınızda ne değişse daha verimli olurdunuz?vs.

Düşünce ve yorumlarınızı duymayı çok isterim.

Daha Yaratıcı ve Verimli Bir 2022 İçin Planlayıcılar..

Her Aralık Ayı zihnimde, geçmiş yılın kısa bir muhakemesi, önümüzdeki yılın yapılacaklar listesi, (mutlaka yeni bir ajanda eşliğinde) yeni hayaller, planlar, ve sevdiklerim için minik hediyeler, sürprizler hazırlama düşünceleri ile dolu geçiyor.

Yine her yıl sonu, yaptığım planları hayata geçirmeme yardımcı olacağını düşündüğüm haftalık, aylık planlayıcılar oluşturuyorum. Bu yıl da zinciri bozmadım ve kendimi her gün kullanmak için disipline ettiğim planlayıcıları, aşağıya PDF dosya olarak ekledim.

Bu dosyaları indirip istediğiniz kadar çoğaltarak yıl boyu kullanabilirsiniz.

Hayal ve planlarınızı gerçekleştirmek için ufak bir katkım olursa, ne mutlu bana..

Dijital Moda

Balenciaga, Afterworld

Fiziksel ve dijital dünya arasında sınırlar gittikçe bulanıklaşıyor.

Yemek yediğimiz yerler, alışveriş yaptığımız markalar ve seyahatlerimizi genelde trendlere göre belirlediğimiz gibi, yaşadığımız deneyimleri illa ki sosyal medyada paylaşarak kayıt altına alıyoruz. Kişisel kimliğimizi sosyal medyadaki paylaşım ve yansımamıza göre şekillendirip, konumlandırıyoruz. Özellikle belli bir yaş grubu da; oyunlar, Twitch ve Discord grupları içinde artık sürekli ‘ on-line’ ve ‘Avatar”ları aracılığıyla alt kimliklerini oluşturuyor. Fiziksel ve dijital arasında geçirgenlik arttıkça, bu iki mecrada ki varoluş tercihlerimiz, davranış ve tutumlarımızı etkiliyor. Yeni bir ana akım kültür kodlanıyor. Gelişen blockchain teknolojisi, NFT akımı, sanal gerçeklik ve oyunlar, ana akım kültürü şekillendiren ana dinamikler olarak konumlanıyor.

Moda, her zaman ana akım kültürün önemli bir bileşeni ve bu alanda geleceği yaratmayı amaçlayan yenilikçi ‘start-up’ lardan, bu gelecekte var olmak isteyen LV, Gucci, Nike, Balenciaga gibi büyük ölçekteki markalar dahil herkes bu dinamikleri süreç ve iş planlarına dahil etme telaşında.

Bütün markalar, bu sanal ve fiziksel gerçeklik kesişiminde bulunan ve ‘GenZ’ olarak tanımlanan kuşak ile etkileşimi artırmak için yeni oluşumlar ve iş birlikleri için çalışmakta. Farklı deneyim ve motivasyonları odak noktasına alarak iş yapma amaçlanmakta.

Henüz bir kaç yıllık bazı girişimler bu kısa zamanda çok yaratıcı iş modelleri, ciro ve şirket değerlemeleri ile modanın geleceğinin nasıl şekillenebileceği konusunda yol gösteriyor.

RTFKT, dijital ‘sneaker’ tasarlayan yeni nesil bir NFT markası. ‘Metaverse’ dünyada geleceğin modasını inşa etmek üzere yola çıkan oluşumun bu yıl içinde ki ayakkabı satışları, şimdiden milyonlarca dolarlık rakama ulaştı. Tasarladıkları ürünler, Sandbox ve Decentreland gibi oyunlarda avatarlar tarafından giyilebiliyor.

Tribute, yine limitli edisyonlarla dijital kıyafetler tasarlayan ve satışa sunan başka bir girişim. Firma, tasarlayıp sattığı giysileri, CGI 3D modelleme yapan bir aplikasyon ile satın alan kişinin üzerindeymiş gibi gösterip, Snapchat veya Instagram gibi sosyal medya mecralarında paylaşmasına olanak tanıyor.

Sokak modasının ana bileşeni ve dinamosu anlaşılan o ki ‘Sneaker’lar. ‘Pokemon Go’ oyunundan esinlenerek ortaya çıkan bir digital moda girişimi olan Aglet, sanal ayakkabılar satıyor. Bunları satın alan kişiler, gerçek dünyada attıkları adım oranında sanal para kazanıyorlar. Bu paralar aplikasyonda yine ayakkabı almak üzere kullanılabiliyor.

AR ve VR teknolojilerinin daha fazla benimsenmesiyle özellikle kripto modası ve spor ayakkabılar ayrıca kitlelerin NFT dünyası ile etkileşime girmesi için popüler bir yol olacak gibi görünüyor. Zira, NİKE’ın Cryptokickers oluşumu moda ve NFT sistemi etkileşimi için iyi bir örnek teşkil ediyor.

Moda markalarının sanal gerçeklik ve metaverse ile ilişkisi sadece spor ayakkabılar ile sınırlı değil tabi. Balenciaga’nın 2021 sonbahar sezonu için, bir oyun deneyimi olarak yarattığı Afterworld, fiziksel giysiler ve modellerin tarayıcılardan geçerek sanal bir dünyada tekrar kurgulandığı bir öncü gösteri oldu.

Sanal dünya, AR, VR ve yaratıcılık sözkonusu olduğunda hayaller, olasılıklar gerçekten sınırsız.

Moda’nın potansiyel geleceği sanal dünyada mı şekillenecek? Geleceğin büyük moda markaları, teknolojinin evrimi paralelinde farklı bir kültür olarak şekillenen dijital start-up lar mı olacak izleyip göreceğiz.

%d bloggers like this: